Başyazı

Tevhid Davasında Ümitli Olmak – Şahımerdan SARI

sahidummettevhid
avatar
Written by sahidummet

Her muvahhid güç ve kuvvetin yegâne sahibinin ancak Allah olduğunu hem bilir hem de inanır. Muvaffak kılacak olan da ancak Allah’tır

Tevhid davasında kaybetmek yoktur. Dünyada muzaffer olsa da olmasa da Allah için olunca “ahirette mutlaka mükâfatı vardır.” diye inandığı için kaybetmek de yok ümitsizliğe kapılmak da yoktur. Allah yolunda öldürülürse gerçek şehiddir ki sorgusuz sualsiz doğruca varacağı yer cennettir ve orda ebedî kalır. Ayrıca Allah’ın Dînine yardım edince yine Allah’ın yardımına mahzar olur.

Nitekim bu hususta Kur’an-ı Kerimde şöyle buyurulmaktadır.

“Ey iman edenler! Siz Allah ( in Dînine, O’nun Peygamber-i zişanın[Şanlı peygamberin]) a yardim ederseniz O da (düşmanınıza karşı ) size yardim eder ve ayaklarınızı sabit kılar.

Allah’ın yardımı geldiği zaman zahirde görülen bütün her şey altüst olur. Hz. İbrahim (as)’in Nemrud’un ateşinden kurtuluşu, Hz. Musa(as)’ın Fir’avun’un ordusundan ve denizden yürüyerek kurtuluşu ve Hz. Muhammed (sav)’ın kuşatma altında bulunan evinden çıkıp gitmesi gibi hadiseler Allah’ın yardımın misallerindendir.

Kur’an-ı Kerim’de Talut ve Calut kıssasından bahs olunurken Talut’un binlerce kişiden oluşan ordusu calut’un karşısına çıkmadan nehirle yapılan imtihanı çoğunlukla kaybedip sadece 313 kişi ile zaferi kazanmıştır. Kuvvet sayı çokluğunda değil Allah’ın yardımı iledir.

فَلَمَّا فَصَلَ طَالُوتُ بِالْجُنُودِ قَالَ اِنَّ اللّٰهَ مُبْتَليكُمْ بِنَهَرٍ فَمَنْ شَرِبَ مِنْهُ فَلَيْسَ مِنّى وَمَنْ لَمْ يَطْعَمْهُ فَاِنَّهُ مِنّى اِلاَّ مَنِ اغْتَرَفَ غُرْفَةً بِيَدِه فَشَرِبُوا مِنْهُ اِلاَّ قَليلاً مِنْهُمْ فَلَمَّا جَاوَزَهُ هُوَ وَالَّذينَ اٰمَنُوا مَعَهُ قَالُوا لا طَاقَةَ لَنَا الْيَوْمَ بِجَالُوتَ وَجُنُودِه قَالَ الَّذينَ يَظُنُّونَ اَنَّهُمْ مُلاقُوا اللّٰهِ كَمْ مِنْ فِئَةٍ قَليلَةٍ غَلَبَتْ فِئَةً كَثيرَةً بِاِذْنِ اللّٰهِ وَاللّٰهُ مَعَ الصَّابِرينَ

 “Kendilerinin Allah’a kavuşacaklarına (kesin olarak) iman edenler ise; “Nice az topluluklar çok topluluğu Allah’ın izni ile yenmiştir.” (Bakara Sûresi: 249)

Günümüzde tağutî güçler askeri, ekonomik, siyasî ve kültürel yönden dünyayı kuşatmış ve kıtaları işgal etmiş olsalar da yıkılmazlık vasfına sahip değillerdir. Yeryüzünde tevhid inkılâbının deviremeyeceği bir güç ve devrim yoktur ve olamayacaktır da. Çünkü Yüce Allah’ın buyruğu vardır:

وَقُلْ جَاءَ الْحَقُّ وَزَهَقَ الْبَاطِلُ اِنَّ الْبَاطِلَ كَانَ زَهُوقًا

“De ki: Hak geldi batıl zail oldu. Hakikatte batıl pek zavallı, çok çabuk zevale ericidir.” (İsra Sûresi: 81)

O halde bütün mesele hak ehlinin hakkı izhar etmesidir. Eğer tevhid ehli tevhidî gereği gibi anlar ve kabullenirse güneş doğduğunda gecenin kaybolduğu gibi tevhid güneşi doğduğunda Cahilîyye –batıl sistemlerin- karanlığı kaybolmaya mahkûmdur.

Küfür sistemlerinin yeryüzünde bunca hâkimiyet elde edebilmeleri doğrululuklarından haklılıklarından ve güçlü olduklarından değil ehl-i tevhidîn görevlerini yapamamalarından kaynaklanmaktadır.

Ayrıca ehl-i hak dünya hayatında batıl ile mücadele etmek sûretiyle imtihan olunmaktadır. O halde hakkın da batılında dünyada bir hayat hakkı vardır. Sünnetullah gereği insanlık tarihi boyunca dünyada bazen ehl-i hak bazen de ehl-i dalalet hüküm sürmektedir. Şu an itibariyle mevcut durumları gözlemleyip değerlendirecek olursak uzun zamandan beri küfür sistemleri yeryüzünde tahakküm etmektedirler. Bu uzun süren karanlık gecenin ardından bu nurlu sabahın (İslâm hâkimiyet döneminin) doğuşunu yakın olduğu ümiDîni taşımak durumundayız. O gün yakındır inşaaalah. Zira mü’minlere Allah (cc)’ın vaadi vardır.

وَلا تَهِنُوا وَلا تَحْزَنُوا وَاَنْتُمُ اْلاَعْلَوْنَ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِنينَ

 “Gevşemeyin, üzülmeyin. Eğer inanıyorsanız üstün olan sizlersiniz.” (Al-i İmran Sûresi: 139)

Bu ilahî direktif mü’minlerin küfre karşı yaptıkları cihadın sonucundaki zafer müjdesini verdiği gibi bununla beraber daha kapsamlı olarak mü’minlerin sahip olması gereken şuur halini düşüncelerini, eşyayı ve olayları değerlendirme tarzını ve ehl-i tevhidîn dışındakilere karşı alması gereken izzet tavrını devamlı bir keyfiyeti ifade eder.

Müslümanların tevhidî bir hayata sahip olabilmeleri için Kur’an ve sünnetin belirlediği hayat kuralları çerçevesinde tevhid ruhuyla hareket eden beden gibi olmaları şarttır. Bu da kalbe, dili his ve azalara hareket ve fiillere ailevi hayata, toplumsal hayata ve devletlerinin hayatına tevhidîn hâkim olması ile mümkündür. Tevhidîn hâkim olmadığı herhangi bir mevcudiyet beden ile irtibatı kopmuş olan beden azsı misali leş gibi kerih ve necis olmak rahatsızlık unsuru olmuş demektir.

Kelime-i Tevhid; haktır, aykırı olan her şey batıldır.

Kelime-i Tevhid; Rıza-i bari’dir, onun dışında gazab-ı ilahî vardır.

Kelime-i Tevhid; saadettir ona uyanlar dünyada huzur ahirette ebedî mükâfatlara nail olurlar. Ona tabi olmayanlar dünyada hırs ve telaş, ahirette de ebedî azabın içinde kalırlar.

Kelime-i tevhid; nefy ve ispattır. Bütün uluhiyetleri, uluhiyet yetkilerini istisnasız olarak nefy eder bu yetkilerin tamamen Allah’a ait olduğunu ispat eder. Bu keyfiyet insan inancında bütün şerleri ve lüzumsuzlukları def edip bütün musibet ve hayırlara nail kılma sonucunu doğurur. İcabet edenler bütün kötülüklerden eman ve hayırlara nail olurlar.

Kelime-i Tevhid; Bir inkılâptır. Kalplerden başlayıp cihana yayılır. Bütün şer güçleri bütün inkılâpları ve devrimleri deviren bir inkılâptır.

Kelime-i Tevhid; nurdur. Onunla dünya ve ahiret hayatı aydınlatır.

Kelime-i Tevhid; kuvvettir. Ona sahip olan kâinattaki bütün şer güçlere meydan okuyabilir.

Kelime-i Tevhid; onu idrak eden kişi iman ve marifettir. O küfür sınırını belirler. Allah’ı tanır, sırat-ı müstakimde yürür. Sapık yollardan korunur, selamette kalır.

Muvahhid fert kurtuluşa erdiği gibi, muvahhid toplum cennet ehlinden olur, tevhidî devlet ise halkının kurtuluşuna vesile olup yeryüzündeki fitne (beşerî) düzenleri ortadan kaldırmaya çalışarak insanlık âlemini kitleler halinde kurtuluşa davet eder. Tevhidî olmayan fert, toplum ve devlet müşriktir ve şeytanidir.

Tevhid yaratılış gayesidir. Allah (cc) bizleri tevhidî yaşayıp tevhid üzere ölen muvahhidlerden eylesin. (Âmin)

Ve Kelime-i tevhid ihlâstır, felahtır. Onun ehline muvahhid denilir. Muvahhid bütün kalbi kötülük ve hasletlerden kurtulduğu gibi hayatı boyunca kula kulluktan kurtulup sadece ve sadece Allah(cc) kul olarak ebedî kurtuluşa nail olur.

İnsanlığın kurtuluş rehberleri peygamberler; kelime-i tevhid için yaşadılar. Onun için sıkıntı, eziyet ve katliamlara maruz kalıp onun için öldüler. Onlara tabi olup izinden yürüyenlerin de gayesi ancak odur, kurtuluş da ancak onların yoludur.

Peygamberler Tevhid davasında tavizsiz bir metod, eksiksiz bir tebliğ, dürüst bir yaşantı  ile insanların karşısına çıkmışlardır. Söylediklerini yaşamışlardır. Çünkü İslâm hayat nizamıdır, yaşanması için nazil olmuştur. Zatrn bütün beşerî sistemlerle İslâm arasındaki en büyük farklardan birisi; İslâm’da teori ve pratik aynıdır, beşerî sistemlerde ise teori ile pratik farklı farklıdır. Tevhid davasının tebliğcileri olan tüm Müslümanların ve özellikle ulemanın da Hz. Peygamberi örnek alarak tavizsiz bir metod, eksiksiz bir tebliğ ve dürüst bir yaşantı üzere olmaları şarttır. Günümüzde İslâm toplumu olduklarını söyledikleri halde İslamî bir hayat yaşamayan kitlelerin kötü ahvaline söylediklerini yaşamayan ulemanın etkisi inkar edilemez.

Bütün İslamî kitaplar Kelime-i Tevhidin manasıdır. Bu itibarla ciltler dolusu kitap yazmak kelime-i tevhidin manasını anlatmaya kâfi gelmez. Biz ancak özeteni yapmaya çalıştık. Bu vesile ile kelime-i tevhidin manasının anlaşılmasına biraz olsun katkımız olursa ne mutlu. Bu arada doğrular İslâm’a hatalar bize aittir. Allah (cc) ibadetlerimizi taksiratımızla kabul buyursun. Âmin.

About the author

avatar

sahidummet

Leave a Comment