Ahlak ve Maneviyat

MÜSLÜMANLARIN ÖNEMLİ BİR DİĞER YİTİĞİ AHLAK (II)

şahidümmetahlak2
avatar
Written by sahidummet

Bugünkü konumuzda daha önceki sayıda da belirtmiş olduğumuz gibi Ahlakın hayatımızdan somut örneklerini vermeye çalışacağız. Ahlak konusunun ne kadar geniş bir konu olduğunu az da olsa çoğumuz farketmişizdir. Bir kısmımız da ahlakın sadece Allah’ın emrettiği veya yasakladığı şeyler olmadığını, hayatımızın her yönüyle ilgili olduğunu anlamışızdır. Unutulmamalıdır ki! Ahlakın islami hareketteki, hayatındaki, tebliğindeki…yerlerini bilmeyen bir davetçi eksik davetçidir. Örneğin: Dava için olduğunu söyleyerek her yerde kafasına göre yalan söylemeyi alışkanlık haline getirmiş bir kişi mensubu olduğu davayı ancak felakete sürükler! İstikametin hakikatını, doğruluğu, gıybet etmemeyi, zan yapmamayı, tecessüs etmemeyi vb. Konuları kendisinin şiarları içinde kabul etmeyen bir kişiden islam davetçisi çıkmayacağı kesindir, başka bu kişiden ne olur! Bilemiyorum.

Ahlakın her yönüyle somut örneklerini tek tek ele almak şuan için müstakil bir eser çalışması demek olacağından, burada sadece içlerinden bir kısmını her yazımızda vermeye çalışacağım.

  • İSTİKAMET AHLAKI

İstikametin ahlakından habersiz kendini istikamet üzere zanneden istikametsiz müslümanlar, bir hedefe birlikte ve güçlü gitmek yerine; nereye gittiğini bilmeyen şaşkın, nereye uğrasa orayı tahrip eden, kendisinden başkasına dünyasında yer vermeyen kişilik halini alırlar. Bu da her an çarptığı her yeri, bulaştığı her kişiyi felaketlere sürükleyecek, çaresizliğini ve istikametsizliğini müslümanların başına adeta bela edecek kadar patavasız bir kişiliktir.

Sadece birkaç nasla istikamet ve öneminden bahsederek konuma giriş yapmak isterim:

“Artık sen de, beraberindeki tevbe edenler de emrolunduğun gibi dosdoğru ol ve aşırı gitmeyin. Şüphesiz O, bütün yaptıklarınızı çok iyi görür.” (Hud, 11/112)

Dosdoğru olmak (istikamet) sağa sola sapmaksızın tek bir yön üzere devam etmek demektir. Buna göre mana; Allah’ın emrini uygulamak üzere dosdoğru yürü, demektir.[1]

Süfyan b. Abdillahi’s-Sekafi’den naklen rivayet etti. Süfyan şöyle demiş:

  • Dedim ki Ya Rasulallah! İslam hakkında bana öyle bir söz söyle ki, onu senden sonra hiç kimseye sormayayım. Ebu Usame hadisinde: senden başkasına (sormayayım) şeklindedir. Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):

“Allah’a iman ettim de, ve dosdoğru ol!” buyurdular.[2]

Üstad İmam Nevevi (rahimehullah)’ın bu hadisin şerhi ile ilgili nakillerini buraya almak istiyorum:

İbn Abbas (Radiyallahu anh) bu ayeti kerime hakkında şöyle demiştir: Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e bütün Kur’an’da, bu ayetten daha şiddetli ve meşaketli bir ayet daha nazil olmamıştır. Bundan dolayıdır ki, ashab-ı Kiram: (sana ihtiyarlık çabuk geldi) dedikleri vakit. Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): “Beni hud suresiyle arkadaşları ihtiyarlattı.” Buyurmuşlardır.

Üstad Ebu’l-Kaasim el-Kuşeyri, risalesinde istikameti şöyle tarif etmiştir: İstikamet bir derece olup, her şeyin kemali ve tamamı onunladır. Hayır ve hasenatın husul bulması ve nizamı onun vücuduna bağlıdır. Bütün tavırlarında müstakim olmayan kimsenin çalışıp çabalaması boşunadır. Derler ki: istikamet sahibi olmaya ancak büyükler takat getirebilirler. Çünkü istikamet ma’hud harc-ı alem şeylerin dışına çıkmak, rusum ve adetlerden ayrılarak doğruluğun hakikatı ile Allah Teala’nın divanına durmaktır. Bundan dolayıdır ki Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): “istikamet sahibi olun ama onu layıkiyle beceremezsiniz.” Buyurmuştur.

Kadi İyaz (rahimehullah) bu, Allah Rasulü (Sallallahu Aleyhi ve sellem)’nün cevami’u’l-kelim olan sözlerindendir. Hadis, Teala Hazretlerinin “Rabbimiz Allah’dır; dedikten sonra istikamet tolunu tutanlar…” yani Allah’ı tevhid ile ona iman ettikten sonra istikamet yolunu tutan ve ölünceye kadar Allah’u Telaya taatı devam ettirerek tevhidden sapmayanlar…Fussilet 30. Ayeti kerimesine uygundur. Ashabı kiramın çoğunluk müfessirleri ile onlardan sonraki müfessirler zikrettiğimiz bu sözü iltizam etmişlerdir. Hadisin manası da inşallahu Teala budur.[3]

Evet bu hadis Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve sellem)în cevamiu’l kelim sözlerindendir. Çünkü Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve sellem) 23 senede bütün tafsilatıyla anlattıklarını bunda özetlemiştir. İstikametin iman üzerine sümme ile atfedilmesi onun derecesinin ikrar derecesinden uzak olduğuna işaret içindir. Ancak buadaki uzaklık zaman itibariyle değil rütbe farkı itibariyledir; ve istikametin rütbesi daha yüksektir. Zira istikamet, taatlere ve sadakate devamdır.[4]

İbn Ebi Hatim ve Ebu’ş-Şeyh’in bildirdiğine göre Hasan-ı Basri (rahimehullah) der ki: “sen, beraberindeki tövbe edenlerle birlikte emrolunduğun gibi dosdoğru ol…” ayeti nazil olduğu zaman Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve sellem) iki kez, “çalışmaya koyulmak için eteklerinizi toplayın” buyurdu ve bundan sonra güldüğü görülmedi.[5]

Konuyla ilgili son bir hadis vermek istiyorum:

Cabir b. Abdillah (Radiyallahu anh)’den şöyle söylediği rivayet edilmiştir:

Biz Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve sellem)’in yanında idik. Bir çizgi çizdi. O’nun sağına ve soluna da ikişer çizgi çizdikten sonra mübarek elini ortadaki çizginin üzerine bırakıp; “Bu, Allah’ın yoludur” buyurdu. Sonra bu ayeti okudu:

“Gerçekten bu benim dosdoğru yolumdur. Artık O’na uyunuz. Başka yolları takip etmeyiniz. Sonra bunlar sizi Allah Teala’nın yanından ayırır…” (En’am 153).[6]

Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve sellem)’de ilk çizdiği çizginin sağ ve soluna dört çizgi çizmekle ve bu gerçekleri ifade eden ayeti tilavet buyurmakla İslam dininin ve bu dine süluk edenlerin durumunu belirtmiş oluyor ve müslümanların sırat-ı müstakimden en ufak bir inhirafa meydan vermemelerinin lüzumuna, delalete götürücü yolların görünüşte doğru yola çok yakın olup O’na benzediği içi az bir dikkatsizlik yüzünden bile batıl yollara saplanma tehlikesine dikkatleri çekmiş oluyor.[7]

Konuyla ilgili daha fazla nas mevcut idi. Bu kadarıyla iktifa edip, konumuzun ahlaki boyutuna dönmek istiyorum.

İstikamet ahlakını yitiren kişi, ilk olarak doğru ile yanlışı bir başka ifadeyle hak ile batılı birbirine karıştırmakla başlar. Kullandığı vasıtaların meşruluğu çok büyük önem ifade etmez. Böyle kişilerin sürekli daldan dala atladıklarını görürüz. İstikametini bilen mü’min esen rüzgardan etkilenmez, belki büyük fırtınalar kendisini savurmak ister, üzerinden sağa sola sallanmasına neden olabilir. Ama asla yerinden oynatamaz.

Fakat bu ahlakı kazanamamış kişiler, “bir yarın kenarında iman etmeleri gibi” yerinden kopmak için adeta bahane üretirler. Bu bahaneler bazıları için öyle bir hale gelir ki; iman ettiği gibi yaşamamış; yaşadıklarını iman esasları saymış ve hararetle savunuculuğunu yapan çok şey bildiğini zanneden cahil gibidir.

Her önümüze çıkan yolun istikamet olmadığını en son verdiğim hadisten anlamış olmamız gerekir. Hayatın içindeki birçok çizgi karşımıza kendisini hak olarak tanıtarak çıkar. Bunun için takılmış sahte maskeler, uydurulmuş hayat hikayeleri…her zaman karşımıza çıkacak tuzaklardır.

İstikamete giden 3 esas vardır:

  • İstikameti bulmak: “Bizi dosdoğru yola ilet” ayeti bunun önemini bize bildirir.
  • İstikamete tabi olmak: Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve sellem)’in hak olduğunu bilen ehli kitap ve mekke müşriklerinin O’na tabi olmaktan kaçınmaları, bu işin pekte kolay olmadığını göstermektedir. Günümüzde dahi istikameti itiraf eder çevrenizdeki bir takım insanlar ama ona tabi olma hususunda birçok bahane üretilir. Nefsi, dünyevi çıkarlar…
  • İstikamet üzere devam edebilmek: işte asıl marifet bu husus olsa gerek! İşte bu İstikamet Ahlakıyla donanmış kişinin işidir. Bütün zorluklara, yorgunluklara, sıkıntılara rağmen herşeyinle varım diyebilmek!

Muazzez Kardeşim! Seni bundan alıkoymak isteyen karşındakiler sana geçici çok şey vadedecekler! Seni kime, nasıl ve ne şekilde hizmet ettiğinin bilincine varmayasın diye sahte ilaçlarla sızlayacak olan sadrının acısını dindirmeye çalışacaklar! Sen ne zaman istikamet desen bunun hayal olduğunu, artık olamayacağını sana sihirli cümlelerle fısıldayacaklar! Önüne dağ gibi gözüken çakıl taşları dizecekler buna karşın sana sahte güzellikler sunacaklar. Seni isteyecekler, istikametini bunun ahlakını terketmeni isteyecekler!

O halde istikametsizlik hastalığına çözüm arayan kardeşim! Bu hastalığın ilacı çoktur ve sırasıyla alınmalıdır. İşte ilk ilacı Allah (c.c) kitabında kullarına sunmuş: “Hepiniz toptan, Allah’ın ipine (dinine) sımsıkı sarılın, bölünüp ayrılmayın…” (Al-i İmran, 103)

Allah Rasulü (Sallallahu Aleyhi ves Sellem)’de birçok defalar bu tehlikeli hastalığa karşı ümmetini uyarmış işte bunlardan sadece bir tanesi: İbn Ömer (Radiyallahu Anh) dan rivayet edilmiştir: dedi ki; Ömer, Cabiye de bize hutbe irad ederek şöyle konuştu: “Ey İnsanlar! Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ves Sellem) ın bize irad buyuduğu hutbenin benzerini size irad etmek için kalkmış bulunuyorum. Rasulü Ekrem şöyle buyurmuştu:”Size Ashabımı, sonra onların peşinden gelenleri ve sonra bunların peşinden gelenleri tavsiye ederim. Daha sonra yalan yayılacaktır. Hatta kişiye, (yalan yere) yemin ettiği için yemin verdirilmeyecek ve şahide (yalan yere) şehadet ettiği için şahidlik yaptırılmayacaktır. Dikkat! Bir erkek bir kadınla başbaşa kalmasın, aksi halde üçüncüleri behemehal şeytandır. Cemaatten (islam topluluğundan) ayrılmayın! Tefrikadan önemle sakının! Çünkü şeytan, yanlız kalanla beraberdir ve (birlik olan) iki kişiden daha uzaktır. Her kim, cennetin mu’tena[8](en özenli ve seçkin yeri) yerini istiyorsa cemaatten ayrılmasın! Her kimi, iyiliği sevndiriyor ve kötülüğü üzüyorsa işte o kimse mü’mindir.” [9]

İşte ilk işin! İstikamet erlerini bulmak ve onlara sımsıkı sarılmak!

 

 

[1]Kurtubi, el Camiu li Ahkami’l-Kur’an, Hud suresi 112. Ayetin tefsiri.
[2]Müslim, iman 62; Müsned, III, 413; IV, 385; İbn Mace, Fiten 12; Darimi, Rikaak 4.
[3]Sahihu Muslim bi şerhi nevevi, I/283-284.
[4]Davudoğlu, Ahmed; Sahihi Müslim Tercümesi ve Şerhi, I/254.
[5]Suyuti, Ed-Duru’l-Mensur fi’t-Tefsir bi’l-Me’sur, Hud 112. Ayetin tefsiri.
[6]İbn Mace, Mukaddime 2.
[7]Hatipoğlu, Haydar; Sünen-i İbn Mace Tercemesi ve Şerhi I/22.
[8]Mu’tena: Bu kelimenin çok geniş ve harika manaları olmasından dolayı kelimenin sadece bir manasını parantez içinde verdim. Bu hadiste bahsedilen hususun kıymetini anlamak isteyen kişiye bu kelimenin manalarına bakması kafi gelecektir.
[9]Tirmizi, Fiten 7. (Tirmizi: Bu hadis, bu vecihden hasen-sahih-ğarib’dir. İbn Mübarek bu hadisi Muhammed b. Suka’dan rivayet ediyor. Bu hadis, Ömer (r.a) tarikiyle Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ves Sellem) den müteaddid vecihlerden rivayet edilmiştir.

 

 

Şahid Ümmet Dergisi – Yıl:1 – Sayı:2 – Ocak 2015

About the author

avatar

sahidummet

Leave a Comment