Ahlak ve Maneviyat

MÜSLÜMANLARIN ÖNEMLİ BİR DİĞER YİTİĞİ: AHLĀK – Abdullah Beyhâki

sahidummetahlak
avatar
Written by sahidummet

Allah’a sonsuz hamd ve sena, Rasulüne selat ve selam olsun.

Ahlāk denilince tanım ve uygulama olarak akla toplum içersinde ve malesef bilinçli müslümanlar arasında kısa ve kısıtlı bir tarif bilinmektedir. Örneğin Ahlāklı kişi kimdir sorusuna; genelikle içki içmeyen, zina etmeyen…gibi bir kısım, ki Allah’ın zaten herkesten dikkat etmesini istediği, hususlar öne çıkmaktadır. Ahlākı hayatının her yönüne yansıtmayan insanlar Allah için yerine getirilmesi gerekli farzları dahi hakkıyla ifa edemezler. Yani İbadet Ahlākını bilmeyen kişi ibadeti hakkıyla yerine getiremez. Aynı hususu diğer birçok ibadet için de söyleyebiliriz. O halde gelin müslümanların yitiği olan Ahlāk mefhumun birkaç derste anlamaya çalışalım. Ahlāk nedir?

Temel anlamı ölçüp biçmek olan H-L-K  kökünden gelen hulk ya da huluk kelimesinin çoğuludur. Hulk/huluk tabiat, seciye ve huy gibi anlamlara gelmektedir. Ahlāk kelimesinin, insanın yaratılışı, fıtratı ve bedensel varlığı anlamına gelen halk ve hilkat kelimeleri ile de aynı kökten oluşu dikkat çekicidir. Bu bağlamda sözlükler Ahlākın manevi niteliğe sahip olduğunun altını çizmektedir.[1]

Ahlākın birçok tanımı yapılmış, bütün bu tanımlar içerisinde İbn Miskeveyh’ten (ö.421/1030) bu yana ençok tekrarlananı şu şekildedir:

“Ahlāk, ruhta köklü bir şekilde yerleşen ve davranışların kendisinden hiçbir fikri zorlamaya ihtiyaç kalmadan kolaylıkla sadır olduğu melekedir.”[2]

İnsandaki Ahlāki kimliğin en önemli tezahürü elbette gözlenebilen davranışlardır. Davranışlar kişinin tabiatının doğal bir sonucu olarak görülse de, Ahlāki davranışların birer refleks olarak gerçekleşmediği, insanın iradesinin de bunda payının bulunduğu unutulmamalıdır. İradenin kullanımı ise kısaca ‘Ahlākın düşünce boyutu’ olarak ifade edilecek olan unsurun eğitimiyle ilgilidir.

İslam Ahlākçıları, Ahlākın hem iyi hem de kötüyü ifade eden müşterek bir kelime olduğunu kabul etmekte ve iyi Ahlākı ‘Ahlāk-ı hasene/hamide’, kötü Ahlākı ise, ‘Ahlāk-ı seyyie/zemime’ şeklinde isimlendirilmektedirler.

Müslüman ferdin, hal ve hareketler kadar, anlayış ve yaklaşım bakımından da uyması gereken nebevi bir sünnet vardır. Bu sünnetin yazılı belgeleri, neredeyse tamamına yakını Ahlākla bizzat ilgili olan hadis mecmualarının kapsamında, karşımızda durmaktadır. Sünnete uygun bir hayat anlayışına ve sağlıklı bir Ahlāk yorumuna sahip olmadan yürütülecek eğitim süreçlerinin ve yapılacak toplumsal düzenlemelerin toplumu mutluluğa taşımasını beklemek boşunadır. Allah sevgisiyle titremeyen bir kalbin, ahiret inancıyla işlemeyen bir bilincin ve islam Ahlākını özümsememiş bir bünyenin çevresine vereceği şey ne olabilir ki?

Peygamber Efendimiz (s.a.v), hayatın her alanında dini değerleri ve kendisine öğretilen ilahi Ahlākı birebir uygulamıştır. Ama bütün uygulamalarında tek bir uslüpla yetinmemiş, toplumda ulaşamadığı insan kalmamasını sağlayacak kadar geniş bir yöntem çerçevesinde hareket etmiştir. Kimi insanlara imanın aydınlatıcı ve huzur verici boyutunu hissettirmiş, kimilerine Allah’ın engin sevgisini ve merhametini vasfetmiş, kimilerine de sergilerdiği davranışların cennette veya cehennemde belirli sonuçlarının olacağını hatırlatmıştır. Onun (s.a.v) mübarek hayatı, Ahlākı yaşamaya ve yaşatmaya adanmanın hiç de kolay olmadığını, insanların alışkanlıklarından ve ilkelerinden vazgeçmemek için nelere başvurabildiğini gözler önüne seren ibret sahneleriyle doludur. İslam’ın ‘iyi’yi uygulamakla yetinmeyip uygulanması için girişimlerde bulunan, ‘kötü’den uzak durmakla kalmayıp ortadan kaldırılması için çalışan bir kişilik yapısını ısrarla talep ediyor olması, günümüzde inananlara büyük sorumluluk yüklemektedir.

Şimdi güzel Ahlāk ile ilgili ayetlere, hadislere ve selefin sözlerine bir göz atalım.

Cenab-ı Hak yüce kitabında, insanlarla güzel Ahlāk ile geçinmeyi takvanın hasletleri arasında sayar. Hatta şu ayette bununla söze başlar: “Rabbinizin bağışına ve takva sahipleri için hazırlanmış olup genişliği gökler ve yer kadar olan cennete koşun! O takva sahipleri ki, bollukta da darlıkta da Allah için harcarlar, öfkelerini yutarlar ve insanları affederler. Allah da güzel davranışta bulunanları sever.” [3]

Rasulullah (s.a.v), güzel Ahlākı imanın en mükemmel hasletleri arasında saymıştır.

Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurur: “Müminlerin iman bakımından en mükemmel olanı, Ahlākı en güzel olan kişidir.”[4]

Üsame b. Şerik’ten (r.a): Rasulullah’a(s.a.v) dediler ki:

‘Ey Allah’ın Resulü! Müslüman bir kula verilen en faziletli şey nedir? Buyurdu ki: “Güzel Ahlāk.”[5]

Yine Peygamberimiz (s.a.v), güzel Ahlākın mizana konulan iyiliklerin en ağır basanı olduğunu, güzel Ahlāk sahibi kişilerin insanlar arasında Allah Teala’ya en sevimli ve peygamberlerin meclisine en yakın kimseler olduğunu bildirir.

Ebu Derda’dan (r.a): Rasulullah (s.a.v): “Mizana konulanlar (iyilikler) arasında güzel Ahlāktan daha ağır geleni yoktur. Güzel Ahlāk sahibi, bu hasletiyle oruç tutan ve namaz kılanların derecesine ulaşır.”[6]

Konu ile ilgili Peygamberimizden birçok hadis rivayet edilmiştir. Fakat konunun uzamaması için bu kadarıyla yetiniyoruz.

Kulun Ahlākı nasıl güzelleşir?

Kul, peygamberlerin önderine uyduğu taktirde Ahlākı güzelleşir. Çünkü O, bu makamı fiilen gerçekleştirenlerin en hayırlılarıdır. Nitekim yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Muhakkak ki sen, çok büyük bir Ahlāk üzeresin.”[7] O (her hususta olduğu gibi) bu hususta da önderimizdir.

O halde müslümana düşen, hayatın bütün yönlerinde O’nun siretini incelemektir. Rabbine karşı edebi neydi, insanlara karşı takındığı edebi neydi, ailesine karşı nasıl davranmıştı? Arkadaşlarına karşı nasıl davranmıştı? Müslüman olmayanlara karşı ne şekilde davranmıştı?

Güzel Ahlākı kazanmanın yardımcı hususları arasında böyle bir Ahlāka sahip ve tertemiz takvalı kimselerle birllikte oturup kalkmak da sayılır. Çünkü insan, oturup kalktığı kimselerden etkilenir.

Aslında Ahlāk çok geniş ve işlenmesi önemle gerekli olan bir husustur. Fakat ben bu kadarla yetinerek bu yazımda neden bu konuyu özellikle seçtiğimle ilgili kısa bir açıklama yapma ihtiyacı hissetmekteyim. Çünkü adeta şu sesleri duyar gibiyim: Müslümanların çok farklı problemleri ve sıkıntıları varken böyle bir konuya ihtiyaç var mı? VAR! Hem de çok var!

İslam Ahlākının yerleşmediği davetçi her zaman davaya hizmet ettiği zannıyla hareket eder ama davaya zarardan başka bir şey veremez! Güzel Ahlākla Ahlāklanmayan alimin ilmi ne işe yarar! Ahlāk-ı Hasene ile donanmayan mücahid cihad meydanında Allah ve Rasulünün çizdiği birçok sınırı çiğner geçer… bunun gibi daha birçok misal vermek mümkün.

Kıymetli kardeşim! Ahlāk müminin hayatının her yönündedir. Müminin yalan söyleyemeyeceği, aldatamayacağı, sözünden caymayacağı gibi, Ahlāk müminin ibadetinde, taatında, cemaat ilişkilerinde, ailesinde kısacası müminin nefes aldığı her yerde bulunması gerekli bir husustur. Örneğin, ibadetini Allah’tan başkasının rızası için yerine getirmek ibadeti yok etmesiyle birlikte bir tür ahlāksızlıktır. Bazı davetçiler hakkında sıradan insanların değerlendirmelerini dinlediğiniz vakit adeta böyle bir davetçi ile Peygamber (s.a.v)’in davet metodu arasında hiçbir alaka kuramamaktayız. Unutulmamalıdır ki, Kur’an’ın ana konularından biri de Ahlāk konularıdır. Mekke’de inen surelerin ortak özelliği ana konularının çoğunlukla iman ile ilgili olmasıdır. Aynı zamanda Mekke’de indiği neredeyse ihtilafsız kabul edilen bir kısım surelerde işlenen Ahlāk konuları da dikkat çekicidir. Mesela Hümeze suresi incelendiğinde Ahlāk kuralları ile ilgili ne kadar konun işlendiği görülecektir. Gıybet gibi bir ahlāksızlığın bu dönemde işlenmesi gibi.

Unutulmamalıdır ki, Güzel ahlak sahibi olmadan takva sahibi olunamaz!

 

Güzel ahlak nedir?

Ahlak konusu her dönemde birçok bilim dalını ve adamını meşgul etmiştir. Örneğin, İlkçağ, ortaçağ gibi her dönemde felsefenin, ahlak konusunu birçok defa ele alıp işlendiğini görmekteyiz. Çoğu zaman bu incelemeler bir netice getirmemiş, bazı araştırmacılar ahlakın temeline toplum ve değerlerini koymuş, bir kısmı dini yerleştirmiş aynı zamanda bir kısmı ahlakın sekülerliğini tartışarak bu konuya yeni bir boyut kazandırmak istemiştir.

Çoğu zaman bu tartışmalar ve tanımların yetersizliğini adeta bu tanımları yapanlar itiraf edercesine bunun etrafında dönmüş durmuşlardır. Din ile ahlak bağlantısı da bu tartışılan konular arasında olmuştur. Din kelimesini dahi duymak istemeyen bir kısım araştırmacılar bu boşluklarını kendi tanımladıkları ahlak kavramıyla doldurmaya çalışmışlardır. Bu şekildeki yalın tarif kendisiyle birlikte farklı sorunlar ve sorular getirmiştir. Mesela bunlardan en önemlisi ahlak kaynağını nerden almaktadır? Dikkat edildiğinde bunun dahi cevabı üzerine bir birliktelik sağlanamamıştır.

Ahlak kavramını dinden bağımısız görmeyen araştırmacılar bu hususta daha rahat davranmış ve bir kısım ahlakın temelini topluma dayandırsa da temel olarak dine dayandırılması çıkmazları çözmüştür.

Bu yazımızda, bir kısımına ilk yazımızda değindiğimiz ahlakın tarifi, güzel ahlakın tanımları ve çerçevesini ortaya koymaya gayret edeceğiz.

İmam Gazzali, insanların güzel ahlakın hakikatından daha çok onun ürünlerinden ve faydalarından bahsettiklerini söylemiş ve güzel ahlakın hakikatinden perdeyi kaldırmak, çeşitli sözleri nakletmekten daha evladır, demiştir. Ahlakın tanımına bu yönüyle tekrar dönelim:

Halk (yaradılış ve suret) ve hulk (ahlak) beraberce kullanılan iki ibaredir. ‘filan adamın halkı ve hulku güzeldir’ denir. Yani ‘batın ve zahiri güzeldir’ demektir. Bu nedenle halktan zahiri, hulk tan da batıni suret kastedilir. Bunun sebebi şudur: insan gözle görülen bir beden ve basiretle görülen nefis ve ruhtan ibarettir. Bunların herbirinin bir heyet ve sureti vardır. Bu heyet ve suret , çirkin veya güzeldir. Bu bakımdan basiretle idrak edilen nefis ve ruh, gözle idrak edilen bedenden, kıymet bakımından daha büyüktür ve bunun içindir ki Allah Teala, onu kendisine izafe ederek değerini büyütmüştür. !!!

Hulk, nefiste kararlaştırılmış bir heyetten ibarettir ki insanların fiilleri kolaylıkla o heyetten çıkar. düşünce ve tefekküre ihtiyaç olmaksızın oradan neşet eder. Eğer o heyet, kendisinden şer’an ve aklen güzel fiiller çıkacak şekilde ise, ona güzel ahlak ismi verilir. Eğer o heyetten çıkan fiiller çirkin ise, çıkış noktası olan o heyete kötü ahlak adı verilir. Biz neden ‘Ancak o nefiste kararlaştırılmış bir heyettir’ dedik? Çünkü arızi bir sebepten dolayı arada sırada cömertlik yapan bir kimse için bu ahlak, onun nefsinde karar kılmadıkça ‘onun ahlakı cömertliktir’ denilemez! o cömert sayılmaz.

Hulk fiilden ibaret değildir. Çünkü nice şahıs vardır ki onun ahlakı cömertliktir, fakat veremez. Ya malı yoktur veya herhangi bir engel mevcuttur. Hulk kuvvetten de ibaret değildir. Çünkü kuvvetin vermeye ve vermemeye de nisbeti aynıdır. Hulk aynı zamanda marifetten de ibaret değildir. Çünkü marifet hem güzele, hem de çirkine bir yön üzerine taalluk eder.[8]

 

İmam Gazzali’nin bu müthiş girizgahından sonra,  güzel ahlak ile ilgili aşağıdaki naslar daha iyi anlaşılacaktır:

‘Gerçekten  sen pek büyük bir ahlak üzeresin!’

Ebu Hureyre (r.a) dan rivayetle, Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurdular: ‘Ben ancak güzel ahlakı tamamlamak için gönderildim.’[9]

Ebu Mes’ud el-Bedri der ki: Peygamber (s.a.v), ‘Allah’ım! dış görünüşümü (fiziğimi) güzelleştirdin, ahlakımı da güzelleştir’ diye dua ederdi.[10]

Bu ve aşağıda gelecek olan nasları ve sözleri Üstadın açıklamalarıyla anlamaya çalışmalıyız! Bundan sonra şu sorularla devam edebiliriz: Bugün ahlakının güzelleşmesi için dua eden kaç müslüman vardır? Herkes kendini yüce ahlak sahibimi zanneder? bakınız Ata (r.a) şöyle der: ‘Yücelen bir kimse ancak güzel ahlak ile yücelmiştir. hiçbir kimse -Hz. Peygamber müstesna- güzel ahlakın kemaline tam manasıyla varmamıştır.’ (çünkü Allah Teala: ‘Muhakkak sen büyük bir ahlak üzeresin’ (Kalem/4) buyurmuştur.)

Bugünün müslümanın her yönüne hayret doğrusu! Her açıdan kendisini mükemmel zanneder!

Usame b. Şerik der ki: Bedevilere şahit oldum, Peygamber (s.a.v)’e: ‘Kula verilen en hayırlı şey nedir?’ diye sordular. Peygamber (s.a.v) de: ‘Güzel bir ahlaktır’ buyurdular.[11]

Abdullah b. Amr (r.a.): Rasulullah (s.a.v): ‘Sizin bana en sevimli olanınız ahlakça en güzel olanlarınızdır.’[12]

Enes b. Malik (r.a) der ki: Biz birgün Rasulullah (s.a.v) ile beraber iken bir anda şöyle buyurdu: ‘Şüphesiz güzel ahlak, güneşin buzu erittiği gibi günahları eritir (yok eder).’[13]

Yezid b. Ebi Mansur’un rivayet ettiğine göre, Hz. Aişe şöyle derdi: Güzel hasletler on tanedir. bunlar kişide olur, babasında olmaz, kölede olur, efendisinde olmaz. Allah, bunları sevdiği kimseye verir (bunlar): Doğru konuşmak, gerçek cesaret, isteyene vermek, iyiliği karşılıksız bırakmamak, sılai rahimde bulunmak, emaneti korumak, komşunun hürmetini korumak, arkadaşın hürmetini korumak, misafir ağırlamaktır. bunların başı ise hayadır.’[14]

Abdullah b. Amr (r.a.) der ki: Rasullah (s.a.v): ‘Dört şey var ki, bunlar sende bulunduğu zaman, dünyadan kaybettiklerin sana zarar vermez: Doğru sözlülük, emaneti korumak, güzel ahlak ve temiz (helal) yiyecek.’[15]

Son olarak Ahlakın her konumda olan kişilerle ilgili olduğuna misal olması için Dahhak’ın bu konudaki sözünü veriyorum: Dahhak der ki: Lider, güzel ahlaklı kimsedir.[16]

Hadislerin benzeri birçok hadis yazmak mümkün fakat ilk yazıda  da belirttiğim gibi bu konuyu uzatacaktır.

Ahlakla ilgili Ashabın ve alimlerin sözlerinden:

Hasan Basri: ‘Ahlakı kötü olan, nefsini azaba verir.’

Enes b. Malik: ‘Muhakkak kul güzel ahlak sayesinde, abid olmadığı halde cennetin en yüce derecesine varır. Kötü ahlakı yüzünden de -abid olduğu halde- cehennemin en aşağısına düşer!’

Yahya b. Muaz: ‘Ahlak’ın güzelliğinde rızıkların hazineleri vardır. Kötü ahlaklının misali, kırılmış testi gibidir. Ne düzeltilebilir ve ne de gerisin geriye dönüp çamur olabilir!’

İbn Abbas: ‘Her binanın bir temeli vardır. İslamın temeli de güzel ahlaktır.’

Kıymetli Kardeşim! Bütün bunları Halk ve hulk kavramlarının arasındaki müthiş münasebeti düşünerek, devam et.

Kulun Ahlakı nasıl güzelleşir?

Kul, Peygamberlerin önderine uyduğu taktirde ahlakı güzelleşir. Çünkü O, bu makamı fillen gerçekleştirilenlerin en hayırlısıdır. Müslümana düşen hayatın bütün yönlerinde O’nun siretini incelemektir: Rabbine karşı edebi neydi, ailesine karşı nasıl davranmıştı? Arkadaşlarına karşı nasıl davranmıştı? Müslüman olmayanlara karşı ne şekilde davranmıştı?

Güzel ahlakı kazanmanın yardımcı hususları arasında böyle bir ahlaka sahip ve tertemiz takvalı kimselerle birlikte oturup kalkmak da sayılır. çünkü insan, oturup kalktığı kimselerden etkilenir.

İbn Kayyim der ki: Dinin tamamı ahlaktır. ahlakı artanın dini de artar. Kim ahlakını güzelleştirmişse dinen de yükselmiş demektir.

Güzel ahlak dört temele dayanır. Bu dört temelden başkasına dayanması tasavvur edilemez. Bunlar: sabır, iffet, şecaat ve adalettir.

Kötü ahlakın temeli de yine dört esasa dayanır: Cehalet, zulüm, şehvet ve öfke.

Herkes kendisinde bulunan ahlakını bu esaslara göre bir yere dayandırmalıdır. Kötü ahlaktan ve buna sahip insanların şerrinden Allah’a sığınmalıdır.

Menazil müellifi der ki: ‘Ahlak, sorumluluk duyanın sıfatına yönelik bir şeydir.’ Yani her sorumlunun ahlakı, onun niteliğini içerir. Böylece kişinin sorumluluğu ahlakına bağlı olur.

Herevi’ye göre ahlakın üç derecesi vardır:

‘Birincisi: Halkın durumunu ve bağlı oldukları kaderi bilmektir. Bu bilgiden de şu üç şey elde edilir: köpek bile olsa mahlukatın senden emin olması, halkın seni sevmesi ve senin sayende kurtuluşa ermesi. Bu derecede, halkla olan muamele ve dostluklarda huylar güzelleşmiş olur. İkinci derecede Allah’la olan muamelelerde huylar güzelleşir. Üçüncü derecede, ahlakın temeli üzerine feda derecesi yükselir. [17]

Güzel ahlak  müminlerin yitiği, nerede bulacağını araştırmalı ve bulduğu yerde ona sarılmalı!

Allah’ı eksikliklerden tenzih eder, Ona sığınır ve dayanırız.

 

 

 

 

[1] Cevheri, Sıhah, IV/1470-1471; Zebidi, Tacü’l-Arus, VI/336-337.

[2] Akseki, Ahmed Hamdi, Ahlāk ilmi ve islam Ahlākı, s.14.

[3] Al-i İmran 3/133-134.

[4] Ebu Davud, Edeb 4; Tirmizi, Rada’ 11; Ahmed, el-Müsned, 2/72, 250; İbn Hibban, es-Sahih, nr. 479.

[5] İbn Mace, Tıb 1; Nesai, el-Kübra, 1/62; Ahmed, el-Müsned, 4/278; İbn Hibban, es-Sahih, nr. 480.

[6] Ebu Davud, Edeb 8; Tirmizi, Birr 62; Ahmed, el-Müsned, 6/442, 446, 448; İbn Hibban, es-Sahih, nr. 481.

[7] Kalem, 68/4.

[8] İmam Gazzali, İhya-i Ulum’id-Din III/118-130.

[9] Ahmed, Müsned 2/381; Hakim, Müstedrek 2/613; Buhari, Edebü’l-müfred 273.

[10] Ahmed, Müsned 1/403.

[11] İbn Mace, Tıb 3436; Ahmed, Müsned 4/278; Hakim, Müstedrek 8/7430.

[12] Buhari, Fedailu’s-Sahabe 3759.

[13] Heysemi, Mecmau’z-Zevaid 8/24.

[14] Hindi, Kenzu’l-ummal 8407.

[15] Ahmed, Müsned 5/177.

[16] Haraiti, Mekarimu’l-Ahlak, 267.

[17] Ibn Kayyim, Medaricu’s Salikin 745-762.

 

Şahid Ümmet Dergisi – Yıl:1 – Sayı:1 – Aralık 2014

About the author

avatar

sahidummet

Leave a Comment