Davet

Müslümanların İslam’a davet zorunluluğu – Hayati Sedef

sahidummetislamadavet
avatar
Written by sahidummet

İslam davetini Müslümanlara zorunlu hale getiren sayısız ayetler ve hadisler mevcuttur. Müslümanlar, yaşamış olduğu İslam dinini, dünyanın en ücra köşelerine kadar ulaştırmakla mükellef kılınmıştır.

Mükellef kılınan Müslümanların bu daveti, dünyanın en ücra köşesine ulaştırmakla yükümlüdür.

Ayeti kerimede yüce olan Allah (c.c) şöyle buyurur:

Sizden, hayra çağıran, iyiliği (marufu) emreden ve kötülükten (münkerden) sakındıran bir topluluk bulunsun. Kurtuluşa erenler işte bunlardır. (Alimran 104)

Bu ve bunun gibi bir çok ayetin muhatabı olan biz Müslümanlara, Allah (c.c) İslami daveti Müslümanlara farz kılmıştır.

Amellerin en güzeli olan İslami davetin, mükafatıda en güzel olandır. İnsanlara islamı davet etmekten daha hayırlı bir amel yoktur, bu amel tüm peygamberlerin ve salih insanların amelidir.

Kuran-ı Kerim’de yüce Allah (c.c) şöyle buyurur;

 “Allah’a davet eden, salih amel işleyen ve: ‘Şüphesiz ben, Müslümanlardanım.’ diyen kimseden daha güzel sözlü kim olabilir?” [Fussilet, 33]

İslami davetin farziyeti hakkında  Kuran-i Kerimde sayısız bir çok ayeti kerime mevcuttur.

Unutulmamalıdır ki, tüm peygamberlerin yolu davet yoludur. Davet yolu üzerinde bulunmayan hiçbir peygamber olmamıştır. Hem peygamberlerin ve hem de İslam alimlerinin yolu olan davet yolunda yürüyecek olan Müslümanların, bu yolun meşakkatli, zahmetli ve yorucu olmadığına inanmasın.

İslam davetçilerinin önünde muhakkak ki bir takım engellerin, musibetlerin ve zorlukların karşısında daveti bırakması ve vazgeçmesi değil, şevk ve azmini düşürmeden buna devam ettirmelidir. Nitekim Rehberimiz Hz. Muhammed (s.a.v)’in hayatı ve metodunu yaşamak bunu gerektirir.

Üstad Mustafa Meşhur’un deyimiyle;

“Davet yolu, hiç bir zaman güllerle, çiçeklerle döşenmemiştir. Bu yol  basit, kısa ve kolay değildir. Aksine uzun ve zordur. Zira o, Hakk ile batıl savaşıdır. Bunun için sabır ve zorlukları göğüslemek ister. Fedakarlık ve infak ister. Nihayet bu yolda canın feda edilmesini ister.”

 Hemen olumlu sonuçları elde etmek için acelecilik yoktur, umutsuzluk yoktur, gevşemek yoktur. Bizden istenen Allah yolunda çalışmaktır. Sonuç ise, Allah’ın di­lediği zamanda ve takdir ettiği şekilde gerçekleşir.

Davetin verimi hemen görülmeyebilir, veya sonuçsuz kalınabilir ama davetin ecri bakidir, yazılmıştır, mükafatının verileceği Allah (c.c) tarafından verileceği kesindir. Davetin sonuç vermemesi demek boş yere yapıldığı anlamına gelmez. Davetin iki kazancı vardır. Birincisi muhatabını islama kazandırmaktır. Bir diğeri ise mükafatının Allah (c.c)’dan almaktır.

İslam davetini yapan davetçilerin öncelikle, davet ettikleri yolun içeriğini ve o içerik hakkında da bilinç sahibi olması gerekir. Davet edilen mevzudan habersiz ve bilinçsiz bir şekilde yapılan davet, hiçbir zaman başarıya ulaşmamıştır.

Şu unutmamalıdır ki, toplumun fesada uğradığı, cehiliyenin devam ettiği, fuhşun ve kaosun yaşandığı bu çağ içerisinde Müslüman bireylerin bunda kayıtsız kalmaları düşünülemez.

Yeryüzünün fesada uğradığı bu çağda, Müslümanlar üzerine düşen görev ve sorumluluklarını yerine getirmelidir.

İslam davetçisi, bu görevi yüklenmeden önce gerekli olan ilmi, fikri ve siyasi donanımına sahip olması gerekir.

Söz konusu bu donanıma sahip olmayan bir davetçinin daveti, başarı getirmediği gibi davet yolunda sıkıntılar yaşayacak ve muhatabını kaybedecektir. Kaybedilen muhatabı yeniden kazanmak için oldukça çabalar sarf edecektir.

İslami davete başlamanın öncelikleri vardı. Bu önceliklerin başında şunlar gelmektedir;

1- Doğru İtikâd
2- Doğru Yöntem
2- Doğru Amel

Bunlar, davetçilerin davete başlamadan önce onda bulunması gereken özelliklerdir. Bunlar tamamlamadan kişi İslam davetine başlayamaz.

Bu yüzden, gerek itikadi olarak, gerek yöntem olarak ve gerekse Allah’ın rızasına uygun amel olarak Müslümanlar, kendini istenilen şekilde geliştirmesi gerekir.

Bu yolun zorluğu ve meşakkati olduğu kadar mükafatı yüce Allah (c.c) tarafından verilen ecirde büyüktür.

Hakka çağıranın sesi olmak kadar güzel bir vasıf yoktur, bu vasfı en güzel bir şekilde yaşamak ve yaşamaya vesile olmanın mutluluğu ve getirisi hesap edilemez.

Allah’ın Resulü (s.a.v)’in Hz Ali (r.a)’ye hitaben söylediği söz, tüm Müslümanlar için genel ölçüdür

Allah’ın Resulü (s.a.v) buyurdular ki;

(Ey Ali ) Onları Islâm’a davet et. Onlara Islâm’da Allah ‘in haklarından neler var olduğunu haber ver. Allah ‘a yemin ederim, eğer senin vasıtanla Allah -u Zülcelal bir kişiyi hidayete getirirse, bu senin için dünya ve dünyanın içindekilerden daha hayırlıdır.” (Buhari, Müslim) 

Bugün ümmet içinde acil ihtiyaç olan İslam davetini yapmak ve bunu yaygınlaştırmak için tüm Müslümanlar el birliği yapmalıdır. İslam’ın hakim olmadığı beşeri ve tağuti sistemlerde Müslüman bireylerin su, ekmek hatta bir nefese duyulan bir ihtiyaç gibi, toplumun ıslahı ve irşadı için davetin gerekliliği bir aciliyettir.

Bu hususta Üstad Hasan el-Benna’nın -Allah rahmet eylesin- çok önemli bir tespiti vardır.

Şöyle diyor:

“Bir ideal etrafında insan topluluklarını oluşturmak, bu hususta halkı eğitmek, güdülen gayeleri gerçekleştirmek ve prensipleri uygula­mak için dava uğrunda çalışacak ve büyük bir psikolojik dirence sahip bir kitleye veya en az küçük çapta da olsa, bunun mücadelesini verecek bir grup insana ihtiyaç vardır.”

Bu grup insan, belki toplumun ıslahı ve Allah’ın dini olan İslam’ı yeryüzüne hakim kılınması için büyük bir vesile olacaktır.

İslam toplumunu oluşturmanın ilk ve en önemli önceliği İslami davettir. Allah’ın Resulü (s.a.v)’in ilk olarak yaptığı ve hiç terk etmediği önceliğide bu olmuştur.

Hem Mekke içinde hem civar beldelerde Allah’ın dinini yayılması için elçiler göndermiştir. Elçiler vasıtasıyla nice belde ve şehirler Allah’ın dinine teslim olmuşlardır. Olmayanlar ise Allah’ın dininin ne olduğunu öğrenmişlerdir.

Medine İslam devletini oluşturan ilk faktör, Musab B. Umeyr (r.a)’in davetçi olarak Medine’ye gönderilmesi olmuştur.

Allah’ın Resulü (s.a.v) ilk Taif’te ki davet çalışması görünürde belki başarı gibi görülmemiştir lakin, Mekke fethi sonrasında bizzat peygamberden İslamı duyan Taif, topyekun İslam dinine teslim olmuşlardır.

Bugün yeryüzünde Müslümanların Allah’ın dinini yaymasından daha öncelikli bir vazifesi olamaz, bunun şuurunda ilerleyen Müslümanlar hiçbir zaman zayıf ve güçsüzde olamaz.

Hataya düşmekten, hedefinden sapmaktan, küfürler pazarlığa oturup aldatılmaktan, İslam dinini umursamayanlardan, Müslüman coğrafyalarında işlenen vahşete duyarsız kalmaktan Yarabbi sana sığınırım

Dualarımla vesselam

 

Şahid Ümmet Dergisi – Yıl:1 – Sayı:1 – Aralık 2014

About the author

avatar

sahidummet

Leave a Comment