Başyazı

İSLÂM ÂLEMİNİN İÇERİSİNDE BULUNDUĞU DURUM VE NEDENLERİ -II- ŞahıMerdan Sarı

şahidümmetümmetindurumuiki
avatar
Written by sahidummet

Kıymetli kardeşlerim, islâm âleminin içerisinde bulunduğu durum ve nedenleri ile ilgili olarak önceki sayıda bireysellik,mahkûmiyet, ve tedricilik konularını anlatmaya gayret etmiştik. Bu ay gücümüz yettiğince diyalog konusu üzerinde durmaya çalışacağız. Gayret bizden muvaffakiyet yüce Rabbimiz (c.c.)’den.

4- Diyalog:
DİNLER ARARASI DİYALOG BÜYÜK BİR OYUNDUR

                Dinler arası diyalog İslam düşmanı olan şerr odaklarının İslam âlemini pasifize edip Hristiyan ya da Yahudi misyonerlerine zemin hazırlamak için yapılan bir oyundur. Bu oyunun aktörlüğünü malesef İslam Âlemi içerisinde ilahiyatçı, din âlimi olarak bilinen bir veya birkaç kişiye vermişlerdir. Yahudi, Hristiyan, müşrik kim olursa olsun gayri Müslimler hepsi kâfirdir, Allah’ın düşmanıdır ve ebediyen cehennemliktirler. Bu keyfiyetler Kuran-ı Kerim’de gayet sarih olarak zikredilmiştir.

يَا اَيُّهَا الَّذينَ امَنُوا لَا تَتَّخِذُوا الْيَهُودَ وَالنَّصَارى اَوْلِيَاءَ بَعْضُهُمْ اَوْلِيَاءُ بَعْضٍ وَمَنْ يَتَوَلَّهُمْ مِنْكُمْ فَاِنَّهُ مِنْهُمْ اِنَّ اللّهَ لَا يَهْدِى الْقَوْمَ الظَّالِمينَ

Ey iman edenler, Yahudi ve Hıristiyanları dostlar (veliler) edinmeyin; onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden onları kim dost edinirse, kuşkusuz onlardandır. Şüphesiz Allah, zâlimler topluluğuna hidayet vermez. [1]

Hz. Muhammed (s.a.v)’in peygamber olarak dünyaya teşrifinden (m:610) bu yana bütün küfür âlemi İslam’ın intişarına, inkişafına ve hâkimiyetine mani olmak için denemedikleri hile, kurnazlık ve başvurmadıkları yol kalmamıştır. Henüz Allah (c.c) Resulü Hz.Muhammed (s.a.v) Mekke’de iken müşrikler Allah Resulü (s.a.v) ve O’nun nurlu yolunda gidenleri baskı, işkence ve her türlü tehdit ile vazgeçiremeyince uzlaşma teklif etmişlerdi. Bu uzlaşma tekliflerinde kendileri de çok taviz vermekle beraber müslümanlardan biraz taviz vermelerini istediler. Müslümanların taviz vermeleri itikadlarının gereği olarak mümkün değildir. Kâfirler doksandokuz taviz verip Müslümanlardan buna karşılık bir tek taviz istense Müslümanlar “biz doksan sekiz karlıyız” şeklinde düşünemezler bilakis bu durumda Müslüman yüzde yüz zararlı olur. Çünkü kâfirler taviz verdi diye itikadları bozuldu diyemeyiz zaten itikadları bozuktur, ama Müslümanlar bir taviz vermekle itikadları bozulur.

Kâfirlerin peygamberimize çok taviz vermeleri karşılığında bir tek taviz istemişlerdir ama Allah rasulu taviz verme hususunda en ufak bir temayül göstermemiş bilakis o tekliflere her defasında çok sert cevap vermiştir.  Mesela Kuran-ı Kerim’de ”Kafirun” ve bazı ayeti kerimeler ve Allah Resulü (s.a.v)’in tavır ve sözlerinden anlaşılmaktadır ki çok sert ve kesin ”red” cevabı verilmiştir.

Medine döneminde de Yahudilerlerle yapılan anlaşmaları defalarca Yahudiler bozmuş ve müslümanlara her fırsatta ihanet etmiş ve cahiliyye müşrikleri ile İslam’ın aleyhinde birleşmişlerdir. O günden bu yana, bütün küfür ehli Yahudi, Hristiyan, Putperest, Ateist ve küfrün her çeşidi ile müslümanlığa karşı zaman zaman ittifak halinde askeri, siyasi ve kültürel tüm alanlarda sıcak ve soğuk savaş şeklinde mücadele etmişlerdir. Son olarak bugün, âlem-i İslam’ın ittihadını sağlayıp İslam’ın dünya hâkimiyetini hedefleyecek bir şuurlu İslami, siyasi ve askeri gücün oluşmaması için halen küfür âlemi çeşitli entrikalar çevirmektedir. Müslüman toplumların yaşadığı yerlerde tefrika tohumlarını saçmaya devam etmektedir. Son yılların en belirgin fitnelerinden biri de ‘Dinler Arası Diyalog’ ismi altında İslam dinini sorgulamak ve Kuran-ı Kerim etrafında dolaylı olarak şüpheler oluşturmaya çalışmaktadırlar. Hedef – kendilerince- Kuran-ı Kerim’i ve böylece İslam dinini tahrif etmeye çalışmaktır. Fakat bu sinsi emellerine ulaşamayacakları ve umutlarının kursaklarında kalacakları bilakis çalışmalarının geri tepip, aleyhlerine döneceği muhakkaktır. Belki bir müddet gündem oluşturup Müslümanları meşgul edebilirler. Lakin neticede Müslümanların uyanışına vesile olacaktır İnşAllah. Çünkü tarihte ne zaman kâfirler İslam dininin mukaddes ve temel kitabı olan Kuran-ı Kerim’i sorgulamaya kalkmışlar ise, bu istikametteki bütün çalışmaları hüsranla sonuçlanmış, müslümanların Kuran-ı Kerim’i ve kendilerini araştırmaya vesile olmuştur. Bugünün müslümanlarının ihtiyacı da zaten budur. Yani bugünün müslümanları kendi dinlerini ve kitablarını araştırıp bilgi sahibi olunca selefleri olan sahabe ve tabiinin yolundan giderek kendi zamanlarındaki keferelere karşı mücadele ve kendi aralarında ittihad ihtiyacı hissedeceklerdir. İşte bütün meseleler o zaman çözülür. Velev ki İslam dinini tahrife yönelen şer güçler, müslüman adı altında bazı bel’am kılıklı mel’unlarla işbirliği yapsalar dahi. Esasen İslam dininin ne manaya geldiğinin mahiyetinden habersiz olanlar bu dine mensup sayılmazlar. Bazılarının cehaleti mazeret göstererek (bu insanlar bilmiyorlar) diyerek fetret dönemi gibi değerlendiremezler. Böyleleri küfürden de kurtulamazlar. Zira fetret devri peygamberlerin gönderilmediği devirler içindir ki bu devirler kısa ve istisna denilecek kadar azdır. Oysa bizim peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v) gönderildiği zamandan kıyamete kadar gelecek bütün zamanlar için gönderilmiştir. Bu dini bilenlerin görevi onun ne anlama geldiğini insanlara anlatmaktır. İman edebilmek için dinin ne anlama geldiğini kavramak, bilmek ve kabullenmek şarttır. Onun için bu dinin hemen insanlara anlatılması lazımdır ki insanlar ya ona inanıp gereğini yerine getirsinler, ya da inanmıyorlarsa kendi kimliklerini açıkça hal ve tavırları ile ortaya koysunlar. Böylece saflar belirginleşmiş olur. İşte bu zamanda en büyük ihtiyaç budur. Yani Müslüman olduğunu söyleyenler bilerek ve isteyerek kimliklerinin gereğini yerine getirerek saf tutsunlar. İslam’ın istediği vasıflardan hoşlanmayanlarda kendi layık oldukları isimde ve saflarda kalsınlar ki, Müslümanlar da onları tanıyıp gerektiği gibi muamele etsinler.

”Dinler Arası Diyalog” oyunları ile yeni kılıf giydirilmiş fitneciliğin etkisi ile bu oyunu tezgâhlayan şer güçler istemedikleri halde kitlelerin İslam’ı araştırmalarına vesile olacaktır. Şimdi bu konuda ortaya atılan bazı iddialara Kuran-ı Kerim’den ayetler ile cevap vermeye çalışalım. Zaten Kuran-ı Kerim’in ayetleri o kadar açıktır ki yoruma hacet yoktur.

DİNLER ARASI DİYALOG İSLAM’A GÖRE MÜMKÜN DEĞİLDİR

 

”Dinler Arası Diyalog” un İslam’a göre mümkün olmadığını birkaç şıkta özetlemeye gayret edelim.

  1. a) Allah(c.c) indinde Din; Sadece İslam’dır Allah (c.c) katında İslam’dan başka din kabule şayan değildir. Bu husus ileride açıklanmıştır.

Ve yine böylece bugün Hristiyanlık ve Yahudilik dinleri tahrif olmuş ve onlara uyanlar Allah (c.c) indinde mü’min ve müslüman sayılmazlar. Hristiyanlığın ve Yahudiliğin bugünki itikadında şirk mevcuttur. Onların itikadını red için bu konuda Kuran-ı Kerim’de birçok ayeti kerime mevcuttur. Burada sözü uzatmak istemediğimizden daha fazla açıklamaya hacet görmedik. ”Dinler Arası Diyalog” iddiasında bulunanlar ”İbrahimi Dinler” adı altında müşterek bir noktada diyalog saçmalığında bulunuyorlar. Oysa Hz.İbrahim (a.s), Yahudi veya Hristiyan değildi. Zira Cenab-ı Hak Kuran-ı Kerim’de:

مَاكَانَ اِبْرهيمُ يَهُودِيًّا وَلَانَصْرَانِيًّا وَلكِنْ كَانَ حَنيفًا مُسْلِمًا وَمَاكَانَ مِنَ الْمُشْرِكينَ

 İbrahim ne Yahudi ne de Hristiyan idi; fakat o, Allah’ı tanıyan dosdoğru bir müslüman idi, müşriklerden de değildi. [2]

O halde, bu iddianın da ne kadar saçma olduğu anlaşılmaktadır.


YEGÂNE İLAHİ DİN İSLÂM’DIR


  1. b)
    Diğer Dinler ”İlahi Din” Olma Özelliğini Kaybetmişlerdir Hristiyan ve Yahudilerin şirke girdiklerine ve kâfir olduklarına dair Yüce Allah (c.c) Kuran-ı Kerim’de:

إِنَّ الَّذِينَ يَكْفُرُونَ بِاللَّهِ وَرُسُلِهِ وَيُرِيدُونَ أَنْ يُفَرِّقُوا بَيْنَ اللَّهِ وَرُسُلِهِ وَيَقُولُونَ نُؤْمِنُ بِبَعْضٍ وَنَكْفُرُ بِبَعْضٍ وَيُرِيدُونَ أَنْ يَتَّخِذُوا بَيْنَ  ذَلِكَ سَبِيلًا

Muhakkak ki Allah’ı ve rasullerini inkâr edenler Allah ile rasullerinin arasını ayırmak isterler de: “Bir kısmına iman ederiz bir kısmını inkâr ederiz.” diyerek bunlar arasında bir yol tutmak isterler. [3] Buyurmakla Hristiyan ve Yahudilerin kâfir oldukları açıkça ifade olunmaktadır. Böylece Yahudi ve Hıristiyanların kendi kitap ve dinlerini değiştirerek ilahi din olma özelliğini kaybettikleri açıkça görülmektedir. Kuran-ı Kerim’de ehl-i kitabın bilginlerinin kendi kitaplarını değiştirdiğini bildiren ayeti kerimeler vardır. Yahudi ve Hıristiyanların kitaplarını tahrif etmiş oldukları şüphesizdir. Bunun için onların bugün tabi oldukları dinlerine “ilahi din” demek, büyük bir yalan olur.

Peygamberlerin bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr etmek küfürdür. Yahudiler Hz. İsa ve Hz. Muhammed (s.a.v)’i inkâr etmek ve Hıristiyanlar Hz. Muhammed (s.a.v)’in paygamberliğini inkâr etmek suretiyle küfre girmişlerdir. Kaldı ki onların bugünkü tahrif edilmiş kitaplarına tabi olmakla ayrıca küfürdedirler. Bu kadar çok sebepten dolayı küfürleri açık iken Yahudi ve Hıristiyanların ellerindeki kitaplarına uymaları halinde cennete girebileceklerini iddia etmek Kuran’ı Kerim’in birçok ayetini inkâr etmek olur ki öyle iddia edenler onlarla beraber ancak cehenneme girerler.

  1. MUHAMMED (S.A.V)’İ PEYGAMBER OLARAK KABUL ETMEYENLER KÂFİRDİR
  2. c) Muhammed (s.a.v) son peygamberdir. O’nu kabul etmeyenler kâfirdir. İmanın ve İslam’ın şartlarında da görüleceği gibi Hz. Muhammed (s.a.v)’in peygamberliğini kabul etmemek imansızlıktır ve haliyle küfürdür. Evvela Hz. Muhammed (s.a.v) son peygamberdir. Nitekim cenabı- hak (c.c) Kuran-ı Kerim’de:

مَا كَانَ مُحَمَّدٌ اَبَا اَحَدٍ مِنْ رِجَالِكُمْ وَلكِنْ رَسُولَ اللّهِ وَخَاتَمَ النَّبِيّنَ وَكَانَ اللّهُ بِكُلِّ شَىْءٍ عَليمًا

Muhammed, sizin erkeklerinizden hiçbirinin babası değildir. Fakat o, Allah’ın Resûlü ve peygamberlerin sonuncusudur. Allah her şeyi hakkıyla bilendir. [4]

Bu ayet-i kerimede Hz. Muhammed (s.a.v)’in son peygamber olduğu açıkça ifade olunmaktadır. Her aklıselim sahibi bu hakikati net olarak böyle anlar. Lakin kalplerinde hastalık olanlar Allah (c.c)’in ayetlerini istikametin haricinde geveler, evirir, çevirirler. Bu tip hastalıklı olanların maksatlarının kötü olduğu da açıkça anlaşılmaktadır. Ayrıca Hıristiyan ve Yahudiler, Hz. Muhammed (s.a.v)’in peygamberliğini kabul etmezler. Oysa kendi kitaplarında Hz. Muhammed (s.a.v)’in vasıflarını biliyor oldukları halde, son peygamber gönderildiğinde kabul etmediler. Hatta Allah Resûlü (s.a.v)’un vasıfları ile beraber, dünyaya teşrif buyuracağı memleketin ve hicret edeceği memleketin coğrafi şekilleri dahi belirtilmiş idi. Fakat onlar bu vasıfları ketmettiler ve tahrif ettiler.

Bu hususta dahi birçok ayet-i kerimeler mevcuttur. Biz burada konumlarını birer ayet-i kerime ile belirtmekle iktifa edeceğiz. Yüce Allah (c.c) Kuran-ı Kerim’de:

وَاِذْ قَالَ عيسَىابْنُ مَرْيَمَ يَا بَنى اِسْرَائلَ اِنّى رَسُولُ اللّهِ اِلَيْكُمْ مُصَدِّقًا لِمَا بَيْنَ يَدَىَّ مِنَ التَّوْريةِ وَمُبَشِّرًا بِرَسُولٍ يَاْتى مِنْ بَعْدِى اسْمُهُ اَحْمَدُ فَلَمَّا جَاءَهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ قَالُوا هذَا سِحْرٌ مُبينٌ

Vakta ki, Meryem oğlu İsa; Ey israiloğulları! Ben size Allah’ın elçisiyim, benden önce gelen Tevrat’ı doğrulayıcı ve benden sonra gelecek Ahmet adında bir peygamberi de müjdeleyici olarak geldim, demişti. Fakat O, kendilerine açık deliller gelince bu apaçık bir büyüdür dediler. [5]  Diye buyurmuştur.

Ayrıca İslam dinine dâhil olmadıkları ve İslam’ın davetine icabet etmedikleri için (her kim olursa olsun) , zâlimler olduğuna dair, Cenabı Hak;

وَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنِ افْتَرى عَلَى اللّهِ الْكَذِبَ وَهُوَ يُدْعى اِلَى الْاِسْلَامِ وَاللّهُ لَايَهْدِى الْقَوْمَ الظَّالِمينَ

İslam’a davet edildiği halde Allah’a karşı yalan uydurandan kim daha zalim olabilir? Muhakkak ki Allah zalimler topluluğunu hidayete erdirmez. [6] Buyurarak İslam’a dâhil olmayanların apaçık bir delalette olduğu ifade olunmaktadır.

Yine Kitap ehlinin yüce peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v)’in vasıflarını çok iyi bildiklerini Cenab-ı Allah (c.c) Kuran-ı Kerimde;

اَلَّذينَ اتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يَعْرِفُونَهُ كَمَا يَعْرِفُونَ اَبْنَاءَهُمْ وَاِنَّ فَريقًا مِنْهُمْ لَيَكْتُمُونَ الْحَقَّ وَهُمْ يَعْلَمُونَ

Kendilerine kitap verdiklerimiz onu (Hz. Muhammed (s.a.v)’i) öz oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Buna rağmen onlardan bir grup gerçekten bildikleri halde hakkı gizlerler. [7] İfade buyurmaktadır.

Hz. Muhammed (s.a.v)‘in bütün insanlara gönderilmiş, kıyamete kadar peygamberliği cihanşümuldur. Ehli kitap veya kitap ehli olmayan bütün insanlardan her kim o’na uyarsa kurtulur. Her kim ki o’na tabi olmazsa helak olur. Bu hususta da Allah (c.c) Kuran-ı Kerimde;

اَلَّذينَ يَتَّبِعُونَ الرَّسُولَ النَّبِىَّ الْاُمِّىَّ الَّذى يَجِدُونَهُ مَكْتُوبًا عِنْدَهُمْ فِى التَّوْريةِ وَالْاِنْجيلِ يَاْمُرُهُمْ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهيهُمْ عَنِ الْمُنْكَرِ وَيُحِلُّ لَهُمُ الطَّيِّبَاتِ وَيُحَرِّمُ عَلَيْهِمُ الْخَبَائِثَ وَيَضَعُ عَنْهُمْ اِصْرَهُمْ وَالْاَغْلَالَ الَّتى كَانَتْ عَلَيْهِمْ فَالَّذينَ امَنُوا بِه وَعَزَّرُوهُ وَنَصَرُوهُ وَاتَّبَعُوا النُّورَ الَّذى اُنْزِلَ مَعَهُ اُولئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ  قُلْ يَا اَيُّهَا النَّاسُ اِنّى رَسُولُ اللّهِ اِلَيْكُمْ جَميعًا الَّذى لَهُ مُلْكُ السَّموَاتِ وَالْاَرْضِ لَااِلهَ اِلَّا هُوَ يُحْي وَيُميتُ فَامِنُوا بِاللّهِ وَرَسُولِهِ النَّبِىِّ الْاُمِّىِّ الَّذى يُؤْمِنُ بِاللّهِ وَكَلِمَاتِه وَاتَّبِعُوهُ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ

Yanlarındaki Tevrat ve İncil’de yazılı buldukları o elçiye, o ümmi peygamber (Hz. Muhammed)‘e uyanlar (var ya) işte o peygamber onlara iyiliği emreder, onları kötülükten men eder, onlar temiz şeyleri helal, pis şeyleri haram kılar. Ağırlıklarını ve üzerlerindeki zincirleri indirir. O peygambere inanıp o’na saygı gösteren, o’na yardım eden ve onunla birlikte gönderilen nura (Kuran’a) uyanlar var ya, işte kurtuluşa erenler onlardır. De ki; ey insanlar! Gerçekten ben sizin hepinize, göklerin ve yerin sahibi olan Allah’ın elçisiyim O’ndan başka ilah yoktur. O diriltir ve öldürür. Öyleyse Allah’a ve ümmi peygamber olan Resûlüne –ki o, Allah’a ve O’nun sözlerine inanır iman edin ve O’na uyun ki doğru yolu bulasınız… [8] Buyurmuştur.

Bu ayet-i kerimelerde bütün kurtuluşun ancak Hz. Muhammed (s.a.v)’e ve Kuran-ı Kerim’e uymakla mümkün olacağı bildirilmektedir. Her ne kadar ehli kitap ve diğer bazı dinlere mensup olanlar Allah (c.c)’ı sevmenin yolunun ancak Hz. Muhammed (s.a.v)’e tabi olmakla olduğu hakikatini kabul etmeğe yanaşmasalar da bu husus da yine bizzat Allah (c.c)’in ayetlerinde beyan buyurulmuştur. Allah (c.c) Kuran-ı Kerimde;

قُلْ اِنْ كُنْتُمْ تُحِبُّونَ اللّهَ فَاتَّبِعُونى يُحْبِبْكُمُ اللّهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ وَاللّهُ غَفُورٌ رَحيمٌ  قُلْ اَطيعُوا اللّهَ وَالرَّسُولَ فَاِنْ تَوَلَّوْا فَاِنَّ اللّهَ لَا يُحِبُّ الْكَافِرينَ

(Resûlüm) De ki; eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyunuz ki, Allah’da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah son derece bağışlayıcı ve merhamet edicidir. De ki; Allah’a ve Resûlüne itaat edin. Eğer yüz çevirirlerse bilsinler ki, Allah kâfirleri sevmez. [9]Buyurmuştur. Bu ayeti-i kerimelerden de, Allah (c.c)’ın ayetlerinden ve Hz. Muhammed (s.a.v)’e tabi olmaktan yüz çevirenlerin kâfir oldukları açıkça anlaşılmaktadır.

 

İSLÂM KÂFİRLER İLE DOSTLUĞU REDDEDER

 

  1. d) Yahudi, Hıristiyan ve kâfirlerle dostluk olmaz: Müslümanlar, Müslümanların dışında hiç kimseyi dost edinemezler. Bu şekilde bir dostluk Allah (c.c) tarafından red edilmiştir. Evvela Yahudi ve Hıristiyanlar, Müslümanlara karşı kendileri hiçbir zaman dostluk sözlerinde samimi olmazlar. Kâinatın halıkı, gizli ve aşikar her şeyi bilen Allah (c.c) tarafından onların samimiyetsizliği Müslümanlara, ayetlerle beyan buyrulmuştur. Nitekim yüce Allah (c.c) Kuran-ı Kerim de;

وَلَنْ تَرْضى عَنْكَ الْيَهُودُ وَلَاالنَّصَارى حَتّى تَتَّبِعَ مِلَّتَهُمْ قُلْ اِنَّ هُدَى اللّهِ هُوَ الْهُدى وَلَئِنِ اتَّبَعْتَ اَهْوَاءَ هُمْ بَعْدَ الَّذى جَاءَكَ مِنَ الْعِلْمِ مَالَكَ مِنَ اللّهِ مِنْ وَلِىٍّ وَلَا نَصيرٍ

 Dinlerine uymadıkça Yahudiler de Hıristiyanlar da asla senden razı olmayacaklardır. De ki; hidayet ancak Allah’ ın yoludur. Sana gelen ilim (kuran)’den sonra onların arzularına uyacak olursan, and olsun ki, Allah’dan sana ne bir dost nede bir yardımcı vardır… [10] Diye buyurmaktadır.

Böylece Allah (c.c) onların güvenilir olmadığına beyandan sonra yine onlara karşı da mü’minlerin dostluğa meyillerini red için Kuran-ı Kerimde;

يَا اَيُّهَا الَّذينَ امَنُوا لَا تَتَّخِذُوا الْيَهُودَ وَالنَّصَارى اَوْلِيَاءَ بَعْضُهُمْ اَوْلِيَاءُ بَعْضٍ وَمَنْ يَتَوَلَّهُمْ مِنْكُمْ فَاِنَّهُ مِنْهُمْ اِنَّ اللّهَ لَا يَهْدِى الْقَوْمَ الظَّالِمينَ

Ey iman edenler! Yahudi ve Hıristiyanları dost edinmeyin. Zira onlar bir birinin dostudurlar. (birbirinin tarafını tutarlar ), içinizden onları dost tutanlar, onlardandır. Şüphesiz Allah, zâlimler topluluğunu hidayete erdirmez. [11] Buyurarak, Yahudi ve Hıristiyanları dost edinmeyi küfür ile nitelendirmiştir. Bu kadar açık ve kesin Kurani deliler olduğu halde “dinler arası diyalog” adı altında Yahudi ve Hıristiyanlarla dostluk ve diyalog saçmalığını iddia edenlerin Müslümanlıklarını muhafaza edeceklerine inanmak hamakat ve budalalıktır. Esasen Allah (c.c) mü’minleri bütün kâfirlerle dostluktan men etmektedir. Nitekim Kuran-ı Kerim’de Allah (c.c) bu hususta;

لَايَتَّخِذِ الْمُؤْمِنُونَ الْكَافِرينَ اَوْلِيَاءَ مِنْ دُونِ الْمُؤْمِنينَ وَمَنْ يَفْعَلْ ذلِكَ فَلَيْسَ مِنَ اللّهِ فى شَىْءٍ اِلَّا اَنْ تَتَّقُوا مِنْهُمْ تُقيةً وَيُحَذِّرُكُمُ اللّهُ نَفْسَهُ وَاِلَى اللّهِ الْمَصيرُ

Müminler müminleri bırakıp ta kâfirleri dost edinmesin. Kim bunu yaparsa, artık onun Allah nezdinde hiçbir değeri yoktur. [12] Buyurulmaktadır. Bu konuda daha birçok ‘ayet-i kerime Kuran-ı Kerim’de bulunmaktadır. Konunun anlaşıldığı kanaatiyle başka ayet-i kerime ve izaha hacet yoktur.

BÜTÜN KÂFİRLER İSLÂM’A VE MÜSLÜMANLARA DÜŞMANDIR

 

  1. e) Bütün Kâfirler birbirlerinin dostu olabilirler. Fakat Müslümanlara düşmandırlar. Kuran-ı Kerim’in nazil oluşundan bu yana, on beş asırdan beri sayısız defa kâfirler bütün çeşidiyle İslam’ın aleyhinde birleşmiş ve Müslümanlara karşı mücadele etmişlerdir. Henüz Resulullah (s.a.v)’in dünyada yaşadığı dönemde, Yahudilerin (Beni Kurayza, Beni Nadir ve Beni Kaynuka Yahudilerinin ) ahitlerini bozmaları, zaman zaman müşriklerle işbirliği yaparak Müslümanların en kritik zamanlarında ihanet etmeleri ve daha sonra çoğu kez Hıristiyanlarla işbirliği yaparak İslam devletlerine saldırmalarına tarih şahitlik etmektedir. Abbasiler döneminde Haçlı seferleri yüzyıllarca devam etmiş, daha sonra Osmanlılar döneminde de yine yüzyıllarca “kutsal ittifak” adı altında bütün kâfirler İslam âlemine saldırmışlardır. Bu saldırılar bazen askeri, bazen siyasi bazen de ekonomik olmuştur. Müslümanlara karşı Hıristiyanlar, Yahudi ve her çeşit kâfirler fırsat buldukça mücadele etmekten hiçbir zaman kaçınmamışlardır. zaman zaman İslâm devletleri ile ateşkes antlaşmalarını da başarılı olacaklarını umdukları her fırsatta bozmuşlar ve güvenirsizliklerine tarih her zaman şahit olmuştur. Hıristiyan, Yahudi ve diğer (her çeşit) kâfirlerin Müslümana dost olmayacağı için, Müslümanların da onlara dost olmamalarının en önemli gerekçesi ve delili bizzat Kuran-ı Kerim’dir. Bu konuda yüce Allah (c.c) Kuran-ı Kerim’de Hıristiyan ve Yahudilerle dostluğu red babından;

يَا اَيُّهَا الَّذينَ امَنُوا لَا تَتَّخِذُوا الْيَهُودَ وَالنَّصَارى اَوْلِيَاءَ بَعْضُهُمْ اَوْلِيَاءُ بَعْضٍ وَمَنْ يَتَوَلَّهُمْ مِنْكُمْ فَاِنَّهُ مِنْهُمْ اِنَّ اللّهَ لَا يَهْدِى الْقَوْمَ الظَّالِمينَ

Ey iman edenler! Yahudi ve Hıristiyanları dost edinmeyin, zira onlar birbirinin dostudurlar. İçinizden onları dost tutanlar, onlardandır. Şüphesiz Allah, zâlimler topluluğuna yol göstermez. [13] Buyurmaktadır. Bu ayeti kerimede Yahudi ve Hıristiyanların veya diğer kâfirlerin birbirlerinin dostu oldukları beyan olunmaktadır. Haliyle Müslümanların düşmanıdırlar. O kâfirler, İslam’ın hak olduğunu bildikleri halde inkâr ediyorlar. Bu durumları geçmişte olduğu gibi, bugün de, yarın da böyle olmaya devam eder. Yani onlar bildikleri halde, hakikatleri gizliyorlar. Bu hususta Allah (c.c) Kuran-ı Kerim de;

يَااَهْلَ الْكِتَابِ لِمَ تَكْفُرُونَ بِايَاتِ اللّهِ وَاَنْتُمْ تَشْهَدُونَ  يَااَهْلَ الْكِتَابِ لِمَ تَلْبِسُونَ الْحَقَّ بِالْبَاطِلِ وَتَكْتُمُونَ الْحَقَّ وَاَنْتُمْ تَعْلَمُونَ

Ey ehl-i kitap! Gerçeği görüp bildiğiniz halde niçin Allah’ın ayetlerini inkâr edesiniz? Ey ehl-i kitap! Neden doğruyu eğriyi karıştırıyor ve bile bile gerçeği gizliyorsunuz? [14] Buyurmakla, ehl-i kitabın müşrikler gibi İslam’a karşı mücadele etmişler, ancak ehl-i kitap bildiği halde karşı çıkmıştır. Ve İslam’a karşı çıkışta birbirlerine yardım ediyorlar. Müslümanlar kâfirlere taviz vermezler; Şüphesiz “Dinler Arası Diyalog” meselesi Yahudi ve Hıristiyanlardan kaynaklanmaktadır. Kâfirler, İslam’a ve Müslümanlara bu kadar kin ve düşmanlık beslerken, Müslümanların faydasına olacak bir iş yapma fikrini nasıl ortaya atabilirler? Onların maksatları, Müslümanlardan taviz koparmaktır. Velev ki Müslümanlar az taviz verip, onlar çok taviz verseler dahi zararlı çıkacak olan Müslümanlardır. Zira Hıristiyan ve Yahudiler kendi dinlerinden taviz verince akideleri yeni mi bozulmuş olacak? Onlar zaten dinlerini, kitaplarını tahrif etmiştir. Tıpkı şeytan, Müslümanları aldatmaya çalışınca bazı doğru söz söyledi diye “ kendi itikadını bozdu” denilemeyeceği gibi. Kâfirlerin amacı, Müslümanların da dinlerini tahrife yönelmelerini sağlamaktır. Bu isteklere ancak hain ve gafil olanlar temayül ederler. Oysa Kuran-ı Kerim’i kendilerine kitap olarak kabul edenlerin, gayri Müslimlerin hiçbir konuda ilmine ihtiyaçları olamaz. Zira Hz. Muhammed (s.a.v) de Tevrat, İncil ve Zebur’dan faydalanma yoluna gitmemiş ve faydalanmayı da tasvip etmemiştir. Nitekim Kuran-ı Kerim’de bu hakikati beyanla Allah (c.c);

اَوَ لَمْ يَكْفِهِمْ اَنَّا اَنْزَلْنَا عَلَيْكَ الْكِتَابَ يُتْلى عَلَيْهِمْ اِنَّ فى ذلِكَ لَرَحْمَةً وَذِكْرى لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ

Kendilerine okunmakta olan kitabı (Kuran-ı) sana indirmemiz onlara yetmedi mi? Elbette iman eden bir kavim için onda rahmet ve ibret vardır. [15] Diye buyurarak kitap olarak Kuran-ı Kerim’in yeterli olduğunu açıkça beyan buyurmaktadır. Kuran’ın ruhuna vakıf olmayıp batı kültürünün tesiriyle ruhu kirlenmiş olanlar, kâfirlerin bu oyunlarını bir cazibe gibi anlatmaya çalışırlar. Fakat daha önce de belirttiğimiz gibi, Allah (c.c) dinini muhafaza edecektir. Bu gibi sinsi emellerle iştigal edenler, Allah (c.c)’ın kitabına ve dinine hiçbir zarar vermezler. Ancak biraz gündem oluşturarak, Müslümanları biraz meşgul edebilirler. Bu meşguliyet de, Müslümanların dinlerinin daha iyi araştırıp tanımalarına vesile olacaktır inşAllah. Şimdi de bu sinsi çalışmalara karşı, Müslümanların tutunması gereken tavırlar konusunda birkaç cümle ile izahat vermeye çalışalım. Evvela, Müslümanların kâfirlere taviz vermeleri Allah (c.c) tarafından red edilmiştir. Bu hususta Kuran-ı Kerim de;

فَلَا تُطِعِ الْمُكَذِّبينَ  وَدُّوا لَوْ تُدْهِنُ فَيُدْهِنُونَ

O halde, hakikati yalan sayanlara boyun eğme. Onlar isterler ki, sen yumuşak davranasın da onlar da sana yumuşak davransınlar. [16] Buyuruyor. Bu durum Resulullah (s.a.v)’in şahsında bütün ümmete şamildir. Taviz isteklerinden dolayı müminlerin kâfirlere yumuşak davranmaları dahi men olunmuştur.

هَا اَنْتُمْ اُولَاءِ تُحِبُّونَهُمْ وَلَايُحِبُّونَكُمْ وَتُؤْمِنُونَ بِالْكِتَابِ كُلِّه وَاِذَا لَقُوكُمْ قَالُوا امَنَّا وَاِذَا خَلَوْا عَضُّوا عَلَيْكُمُ الْاَنَامِلَ مِنَ الْغَيْظِ قُلْ مُوتُوا بِغَيْظِكُمْ اِنَّ اللّهَ عَليمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ

İşte siz öyle kimselersiniz ki, onlar sizi sevmedikleri halde, siz onları severseniz, siz bütün kitaplara inanırsınız; onlar ise sizinle karşılaştıklarında ‘inandık’ derler. Kendi başlarına kaldıklarında da size olan kinlerinden dolayı parmaklarının uçlarını ısıtırlar. De ki ; “kininizden kahrolup ölün! ; şüphesiz Allah (c.c) kalplerin içindekini hakkıyla bilmektedir. [17] Buyurmaktadır. Bu ayet-i kerimeden de anlaşılmaktadır ki, kâfirler Müslümanlara karşı sahte gülücükler atsa bile, Müslümanların başarılarına karşı içlerinde bulunan hasetlerinden kin kusmaktadırlar. Allah (c.c) kalplerde olan ve her şeyi hakkıyla bildiğinden, onların bu genel karakterini Müslümanlara lütfüyle bildiriyor.

يَا اَيُّهَا الَّذينَ امَنُوا اِنْ تُطيعُوا الَّذينَ كَفَرُوا يَرُدُّوكُمْ عَلى اَعْقَابِكُمْ فَتَنْقَلِبُوا خَاسِرينَ

Ey iman edenler! Eğer kâfirlere uyarsanız, gerisin geriye (küfre) döndürürler de, hüsrana uğrayanların durumuna düşersiniz. [18] Diye buyurmaktadır.

Daha önce de Tevrat ve İncil kitabında Hz. Muhammed (s.a.v)’in vasıflarının belirtildiğine değinmiştik. Şimdi Hz. Muhammed (s.a.v)’in ümmetinin dahi vasıflarının belirtildiğini Kuran-ı Kerim’den delillerle görüyoruz. Müslümanların, küfür kalabalıklarına karşı nasıl olmaları gerektiğini de Kuran-ı Kerim’de birçok ayet ile görüyoruz. Buraya sadece birkaç tane ayet alıp, diyalog konusunu kapatacağız. Yüce Allah (c.c) Kuran-ı Kerim de;

 

مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللّهِ وَالَّذينَ مَعَهُ اَشِدَّاءُ عَلَى الْكُفَّارِ رُحَمَاءُ بَيْنَهُمْ تَريهُمْ رُكَّعًا سُجَّدًا يَبْتَغُونَ فَضْلًا مِنَ اللّهِ وَرِضْوَانًا سيمَاهُمْ فى وُجُوهِهِمْ  مِنْ اَثَرِ السُّجُودِ ذلِكَ مَثَلُهُمْ فِى التَّوْريةِ وَمَثَلُهُمْ فِى الْاِنْجيلِ  كَزَرْعٍ اَخْرَجَ شَطَْهُ فَازَرَهُ فَاسْتَغْلَظَ فَاسْتَوى عَلى سُوقِه يُعْجِبُ الزُّرَّاعَ لِيَغيظَ بِهِمُ الْكُفَّارَ وَعَدَ اللّهُ الَّذينَ امَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ مِنْهُمْ مَغْفِرَةً وَاَجْرًا عَظيمًا

Muhammed, Allah’ ın elçisidir. Beraberinde bulunanlar da kâfirlere şiddetli, kendi aralarında merhametlidirler. Onları rükuya verirken, secde ederken görürsün. Allah’tan lütuf ve rıza isterler. Onların alametleri yüzlerindeki secde izidir. Bu, onların Tevrat’ta ki vasıflarıdır. İncil deki vasıfları da şöyledir; onlar, filizini yarıp çıkarmış, gittikçe onu kuvvetlendirerek kalınlaşmış, gövdesi üzerine dikilmiş bir ekine benzerler ki, bu ekincilerin de hoşuna gider. Allah (c.c) böylece onların çoğaltıp kuvvetlendirmekle kâfirleri öfkelendirir. Allah (c.c ) , onlardan inanıp Salih amel işleyenlere mağrifet ve büyük mükâfat vaat etmiştir. [19]  Buyurmuştur. Bu ayet-i Kerime’de Allah (c.c), Hz. Muhammed (s.a.v) ve ashabının ve de dolayısıyla ümmet-i Muhammed ‘in vasıflarını öz olarak tavsif buyurmuştur. Bu vasıfların daha önce, yani tahrif olmamış olan Tevrat ve İncil’den de beyan buyurulduğu ifade olunmuştur. Burada anlaşılan; İslam nurunun yeniden Mekke’de doğup en ekmel olarak bundan böyle kıyamete kadar dünyayı aydınlatmaya devam edeceği ve Müslümanların ne zaman güçlü bir devlet ve ordu ile yeryüzünde adaletle hükmederse, bütün kâfirler buna karşı kin ve hasetlerinden çatlayacak duruma gelirler. İslam’ın dışında kalanların tümünün küfür içinde olduğuna daha öncede de ‘ a’yetlerle değinmiştik. Müslümanların ka”firlere karşı alması gereken tavırları zaten Kuran-ı kerim’de serahatla belirtilmiştir. Müslümanlar; kâfirlere karşı vakarlı, cesur, şiddetli ve İsl’a’m’ı hâkim kılma g’a’yesiyle yaşar ve ancak Allah (c.c) için ölürler. Ka”firlerin hiçbir oyununa gelmez ve onlara aldanmazlar. Çünkü Allah (c.c)’in muradı da bu muvahecedir. Yine Allah (c.c) Kuran-ı Kerimde;

يَا اَيُّهَا الَّذينَ امَنُوا لَاتَتَّخِذُوا عَدُوّى وَعَدُوَّكُمْ اَوْلِيَاءَ تُلْقُونَ اِلَيْهِمْ بِالْمَوَدَّةِ وَقَدْ كَفَرُوا بِمَا جَاءَكُمْ مِنَ الْحَقِّ يُخْرِجُونَ الرَّسُولَ وَاِيَّاكُمْ اَنْ تُؤْمِنُوا بِاللّهِ رَبِّكُمْ اِنْ كُنْتُمْ خَرَجْتُمْ جِهَادًا فى سَبيلى وَابْتِغَاءَ مَرْضَاتى تُسِرُّونَ اِلَيْهِمْ بِالْمَوَدَّةِ وَاَنَا اَعْلَمُ بِمَا اَخْفَيْتُمْ وَمَا اَعْلَنْتُمْ وَمَنْ يَفْعَلْهُ مِنْكُمْ فَقَدْ ضَلَّ سَوَاءَ السَّبيلِ

Ey iman edenler! Düşmanlarım ve düşmanlarınızı dost edinmeyin. Siz onlara sevgi yolluyorsunuz; hâlbuki onlar, Kuran ‘dan size geleni inkâr ettiler. [20] Buyurmakla, Kuran‘da nazil olan ayetlerden bazılarını dahi inkâr edenlerin kâfir olduğu belirtilmekle beraber; yine Müslümanlar, kâfirlere sevgi gösterseler bile, kâfirler hiçbir zaman Müslümanların iyiliğini istemeyecekleri ifade olunmaktadır. Eğer kâfirler, Müslümanlara karşı güler yüz gösteriyorlarsa, Müslümanları aldatmak içindir. Oysa onlar, Müslümanlara galip geldiklerinde en acımasız vahşet dişlerini gösterirler. Bu hususta da Kuran-ı kerimde

اِنْ يَثْقَفُوكُمْ يَكُونُوا لَكُمْ اَعْدَاءً وَيَبْسُطُوا اِلَيْكُمْ اَيْدِيَهُمْ وَاَلْسِنَتَهُمْ بِالسُّوءِ وَوَدُّوا لَوْ تَكْفُرُونَ

Eğer onlar size üstün gelseler, hepinize düşman kesilirler ve size ellerini, dillerini kötülükle uzatırlar ve arzu ederler ki hep k”fir olasınız. [21] Buyurmaktadır. Bunlara benzer daha birçok ayet-i kerime mevcuttur. Bu kadar ilahi ikazdan sonra halen kafirlerden bir kısmına “bunlarda ehl-i kitap” diyerek dostluk kurmak isteyenler, kendi dinlerine, bir isim bulsunlar. Zira bu tür teşebbüste bulunanların dini, İsl”m olamaz. Çünkü Allah (c.c) ve Resulü (s.a.v) ‘ın rızası doğrultusunda olan çalışmalar ancak Allah (c.c) indinde makbul olur. Allah (c.c) ve Resulü (s.a.v)’ine emirlerinin dışına çıkanların amelleri boştur ve merduttur. Yüce Allah (c.c) Kuran-ı kerimde;

يَا اَيُّهَا الَّذينَ امَنُوا اَطيعُوا اللّهَ وَاَطيعُوا الرَّسُولَ وَلَا تُبْطِلُوا اَعْمَالَكُمْ

Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, peygambere de itaat edin, amellerinizi boşa çıkarmayın… [22] Buyurmaktadır. Bugünkü ehl-i kitabın kâfirlerden olduğuna şüphe yoktur. Zira Kuran-ı kerim’de bu hususu ifade eden birçok ayet-i kerime vardır. “ Dinler arası diyalog” konusunda bazı kimselerin, Yahudi ve Hıristiyanların Hz. Muhammed (s.a.v)’e karşı olmadıklarını iddia etmek gibi bir gaflet hezeyanında bulunanlar bilsinler ki, Hz. Muhammed (s.a.v) bütün insanlığa gönderilmiş bir peygamber, hem de son peygamberdir. O’na tabi olmamak, inkâr etmenin aynısıdır, zira Allah (c.c) hususen de ehl-i kitaba hitaben peygamberimize tabi olmalarını emretmiştir, fakat onlar ise Allah (c.c) ‘in bu davetine icabet etmemişlerdir. Bu konuda son olarak Allah (c.c) ‘in bir ayeti kerimesini okuyarak mevzuya noktalamak istiyoruz. Ferman-i ilahi şöyledir.

يَا اَهْلَ الْكِتَابِ قَدْ جَاءَكُمْ رَسُولُنَا يُبَيِّنُ لَكُمْ عَلى فَتْرَةٍ مِنَ الرُّسُلِ اَنْ تَقُولُوا مَاجَاءَنَا مِنْ بَشيرٍ وَلَا نَذيرٍ فَقَدْ جَاءَكُمْ بَشيرٌ وَنَذيرٌ وَاللّهُ عَلى كُلِّ شَىْءٍ قَديرٌ

Ey ehl-i kitap! Peygamberlerin arası kesildiği bir sırada size elçimiz geldi. Gerçekleri size açıklıyor ki (kıyamette); bize bir müjdeci ve uyarıcı gelmedi demeyesiniz. İşte size müjdeleyici ve uyarıcı gelmiştir. Allah (c.c) her şeye hakkıyla kadirdir. [23] Diye buyurulmuştur. Bu ve buna benzer ayetlerde gerek Yahudiler, gerek Hıristiyanlar ve gerekse diğer tüm insanlık toplumlarının dünya ve ahirrette kurtuluş yolları ancak Hz. Muhammed (s.a.v)’e tabi olmakla mümkün olduğu ifade olunmaktadır. Eğer İsrail oğulları, kendilerine arz-ı mukaddesin Allah (c.c) tarafından verildiği ve alamlere tafdil olunduklarını iddia ederlerse bilinsin ki, o vaat ve tafdil durumları Hz. Muhammed (s.a.v)’ in gönderilişinden öncedir ve onlarında Allah’ın kitabını tahrif etmedikleri ve Allah’ın peygamberinin izinde yürüdükleri dönem içindir. Bundan sonra fazilet ve şeref ancak Allah (c.c)’ın dini ve o’nun son peygamber olarak gönderdiği Hz. Muhammed (s.a.v)’e tabi olanlara aittir.

 

Hz. Muhammed (s.a.v)’e iman etmeyenler mümin olamazlar:

 

  1. f) Bu iman durumu Hz. Muhammed (s.a.v)’in bi’setinden öncesi için dahi geçerlidir. Hz. Âdem (a.s)’den Hz. Muhammed (s.a.v)’e kadar gönderilen bütün peygamberler (bir rivayete kadar 124000 veya 224000 peygamber) kendilerinden sonra gelecek en son peygamber olan Hz. Muhammed (s.a.v)’e iman etmiş ve ümmetlerine de aynı ilahi haberi tebliğ etmişlerdir. Bu husus dahi Kuran-ı Kerim’de kavli sarih ile beyan buyrulmuştur.

وَاِذْ اَخَذَ اللّهُ ميثَاقَ النَّبِيّنَ لَمَا اتَيْتُكُمْ مِنْ كِتَابٍ وَحِكْمَةٍ ثُمَّ جَاءَكُمْ رَسُولٌ مُصَدِّقٌ لِمَا مَعَكُمْ لَتُؤْمِنُنَّ بِه وَلَتَنْصُرُنَّهُ قَالَ ءَاَقْرَرْتُمْ وَاَخَذْتُمْ عَلى ذلِكُمْ اِصْرى قَالُوا اَقْرَرْنَا قَالَ فَاشْهَدُوا وَاَنَا مَعَكُمْ مِنَ الشَّاهِدينَ

Allah: “Andolsun ki ben size kitap ile hikmeti verdim. Sonra size beraberinizde bulunanı tasdik edici bir rasul(Hz. Muhammed (s.a.v)) gelirse mutlaka ona iman edeceksiniz ve mutlaka ona yardım edeceksiniz!” diye nebilerin kuvvetli sözünü aldığı zaman buyurdu ki: “Buna dair sözümü alıp kabul ettiniz mi?” “Kabul ettik!” dediler. “O halde şahitlik edin, ben de sizinle beraber şahitlik edenlerdenim.” buyurdu.

Bütün peygamberlerin Hz. Muhammed (s.a.v)’e iman etmeleri ve hepsinin ahir zaman peygamberinden ümmetlerine bahsetmek (onun peygamberliğine kavuşanlar olupta iman etmeleri) suretiyle ona yardımcı olacaklarına dair Allah (c.c)’ın kuvvetli söz (misak) alması ifadesi çok önemlidir. Bunun içindir ki yukarıda okuduğumuz ayetlerden “o kendilerine kitap verilenler evlatlarını tanıdıkları gibi onu (Hz. Muhammed (s.a.v)’i) tanırlar.” Diye buyrulan ayet-i kerimede çok önemli bir noktaya dikkat çekmektedir. O peygamberler Hz. Muhammed (s.a.v)’i ümmetlerine o kadar tanıtmışlar ki bir babanım evladını tanıdığı kadar tanımaları düşünülürse ve üstelik bu Allah’ın emri olunca onu tanımadan ve iman etmeden mü’min sayılması ve cennete girilmesi mümkün değildir. Kaldı ki Hz. Muhammed (s.a.v) bi’setinden sonra bütün insanlığa peygamber olarak gönderilmiş olduğu halde ona iman etmeden ve dahi tabi olmadan mü’min sayılmak ve cennete girmek asla mümkün değildir.

Resuli Ekrem (s.a.v)’in “şu anda kardeşlerim Musa ve İsa da gelseler ancak bana tabi olurlardı.” Diye buyurması, bütün peygamberlere miraçta Mescid-i Aksada imamlık yapmış olması, kıyamet günü şefeat izninin evvela Allah tarafından kendisine verilmiş olması, Kevser havuzunun kendisine verilip havuzun başına ilk gelen kendisinin olması, bütün peygamberlerin ona ismen iman edip onu kendi ümmetlerine tebliğ etmeleri, kendisine verilen kitap ve şeriatın tahrif edilemeden kıyamete kadar Allah (c.c) tarafından kıyamete kadar korunacak olması, Ulu’l Azm peygamberlerin en büyüğü olması ve daha birçok sebeplerden dolayı elbetteki şu zamanda bütün peygamberler gelse yine ona tabi olurlar ve ümmetlerine de ona tabi olmayı emrederlerdi. Bu emirlere ve peygamberlerin davetine icabet etmyenler nasıl ehli iman olmazlarsa bugün dahi Hz. Muhammed (s.a.v)’in davetine icabet etmeyen ve ona tabi olmayan ehli iman olamaz. Ehl-i iman olmayanlarda cennete giremez.

 

Bütün peygamberlerin dini İslamdır

 

  1. g) Allah (c.c) Hristiyanlık (Nasranîlik) ve Yahudilik gibi İslam’ın dışında başka bir din göndermemiştir. Hz. Adem (a.s)’den Hz. Muhammed (s.a.v)’e kadar gelen bütün peygamberlerin dini İslamdır.

اِنَّ الدّينَ عِنْدَ اللّهِ الْاِسْلَامُ وَمَا اخْتَلَفَ الَّذينَ اُوتُوا الْكِتَابَ اِلَّا مِنْ بَعْدِ مَا جَاءَهُمُ الْعِلْمُ بَغْيًا بَيْنَهُمْ وَمَنْ يَكْفُرْ بِايَاتِ اللّهِ فَاِنَّ اللّهَ سَريعُ الْحِسَابِ

Hak dîn, Allah indinde İslâmdır (müslümanlıkdır). Kitab verilenler (başka suretle değil) ancak kendilerine ilim geldikden sonra, aralarındaki ihtirasdan dolayı, ihtilâfa düşdü. Kim Allah’ın âyetlerini inkâr ederse şübhesiz ki Allah hesabı pek çabuk görendir.[24]

 

Allah katında kabule şayan olan geçerli bir tek hak din vardır. O da İslamdır. Bütün peygamberlerin dini İslam olduğu halde günümüzde ki Hıristiyanlara İsevi demek, Yahudilere Musevi demek, Hıristiyanlık, Yahudilik ve İslamiyete üçü birden İbrahimi dinler demek, Hz. İbrahim’e Hz. Musa’ya Hz. İsa’ya ve dolayısıyla İslam’a hakaret etmektir. Bile bile hakikati ketmedip küfrü hak gibi gösterme gayretinden başka bir şey değildir. Çünkü Hz. İbrahimde Hz. Musada Hz. İsada müslümandırlar İslamdan başka dinleri yoktu. İsevi olan Müslüman olur, Musevi olan Müslüman olur, kâfirlere İsevi ve Musevi demek küfürdür. Kuran-ı Kerim’de birçok ayet-i kerimede Hıristiyan ve Yahudilerin Allah’ın kitabını tahrif ettiklerinden dolayı kâfir oldukları beyan buyrulmaktadır.

وَقَالَتِ الْيَهُودُ عُزَيْرٌ ابْنُ اللّهِ وَقَالَتِ النَّصَارَى الْمَسيحُ ابْنُ اللّهِ ذلِكَ قَوْلُهُمْ بِاَفْوَاهِهِمْ يُضَاهِؤُنَ قَوْلَ الَّذينَ كَفَرُوا مِنْ قَبْلُ قَاتَلَهُمُ اللّهُ اَنّى يُؤْفَكُونَ

Yahudiler: “Uzeyr Allah’ın oğludur.” dediler. Hris-tiyanlar da: “Mesih Allah’ın oğludur.” dediler. Bu, onların ağızlarında dolaşan sözleridir ki, bundan önceki küfürülerinde bilinçli olarak ısrar eden kimselerin sözlerini taklid ediyorlar. Allah onları kahretsin! Nasıl da çevriliyorlar? [25]

Buna benzer başka ayet-i kerimeler de aynı hükmü ifade etmektedir. Yahudiler Hz. Uzeyr’i, Hıristiyanlar Hz. İsa’yı Allah (c.c)’a oğul isnad etmek suretiyle Allah (c.c)’a şirk koşmuş ve aynı zamanda Allahu Teâlâ’ya noksan sıfat isnad etmek suretiyle küfre girmişlerdir. Kuran-ı Kerim’de İhlâs Suresinde “o doğurmadı ve doğurulmadı” diye buyurarak bu iddialarını reddetmektedir.

Peygamberlere iman hususunda mü’minlerin hiçbir peygamberi ayırt etmeksizin hepsine birden iman etmesi Kuran-ı Kerim’de Bakara Suresi 285. ayet-i kerimede “…imanda… Biz peygamberlerden hiç birini diğerinden ayırt etmeyiz diye emir buyrulmaktadır. İslam’dan başka bütün dinler küfürdür. Allah tarafından kabul edilmez.

وَمَنْ يَبْتَغِ غَيْرَ الْاِسْلَامِ دينًا فَلَنْ يُقْبَلَ مِنْهُ وَهُوَ فِى الْاخِرَةِ مِنَ الْخَاسِرينَ

Kim İslam’dan başka bir din ararsa, ondan asla kabul edilmeyecektir. Muhakkak ki o ahirette de hüsrana uğrayanlardandır! [26]

Hulâsa Kuran-ı Kerim’den bir tek ayeti inkâr etmek veya Resulullah’ın hadislerinden mütevâtir bir hadisi inkâr etmek İslam Ulemasının icmaı ile küfürdür. Hakikat bu iken Kuran-ı Kerim’in tamamını inkâr, İslam dinini hak din olarak görmeyip Hz. Muhammed (s.a.v)’i hak peygamber olarak tanımayan muharref dinlere mensub olan ve küfürde oldukları Kuran ile sabit olan kimseleri gerçek bir din mensubuymuş gibi muhatab alıp diyalog yapmak hatta onların kendi dinlerine uydukları halde cennete girebileceklerini ima etmek sadece gaflet değil Allah’a, Rasuluna ve bütün mü’minlere en büyük ihanettir. Biz Müslümanlar olarak ahirette Hz. Musa, Hz. İsa ve Hz. İbrahim gibi diğer peygamberlerle beraber olmayı ve cennette komşu olmayı isterken Hıristiyan ve Yahudiler bütün insanlığa gönderilmiş en büyük peygamber Hz. Muhammed (s.a.v)’in cennete gireceğini bile kabul etmezler bu mel’unlarla diyalog kurma gayretleri ancak müslümaların itikadını bozar. Onların kaybı yok zira onların zaten itikadları bozuktur. Ve Ehl-i Tevhid de değildirler. Çünkü Allah (c.c)’ın peygamberlerini Allah’a şirk koşmuşlardır.

[1] Maide Suresi: 51
[2] Al-i İmran Suresi: 67
[3] Nisa Suresi: 150
[4] Ahzab Suresi: 40
[5] Saf Suresi: 6
[6] Saf Suresi: 7
[7] Bakara Suresi: 146
[8] A’raf Suresi: 157-158
[9] Al-i İmran Suresi: 31-32
[10] Bakara Suresi: 120
[11] Maide Suresi: 51
[12] Al-iİmran Suresi: 28
[13] Maide Suresi: 51
[14] Al-i İmran: 70-71
[15] Ankebut Suresi: 51
[16] Kalem Suresi: 8-9
[17] Al-i İmran Suresi: 119
[18] Al-i İmran Suresi: 149
[19] Fetih Suresi: 29
[20] Mümtehine Suresi: 1
[21] Mümtehine Suresi: 2
[22] Muhammed Suresi: 33
[23] Maide Suresi: 19
[24] Al-i İmran Suresi: 19
[25] Tevbe Suresi: 30
[26] Al-i İmran Suresi: 85

 

Şahid Ümmet Dergisi – Yıl:1 – Sayı:2 – Ocak 2015

About the author

avatar

sahidummet

Leave a Comment