Davet

En Güzel Takdim – Merve TOPRAK

sahidummetenguzeltakdim
avatar
Written by sahidummet

Zamanlar içinde en mukaddes bir zaman dilimi olan Kurban mevsimine erişmiş bulunuyoruz. Bizleri içinde nice bereketler ve güzellikler mevcut olan bu mevsime ulaştıran Allah’a hamdolsun.
Ve selam olsun, Hak sözünü önce nefsine sonra da dünyaya haykıran İbrahim yürekli, Hanne bakışlı, İsmail sözlü ve Habilce takvalı, muhabbet fedailerine…
Şimdiden herkesi tatlı bir telaş sarmış durumda…. Kurban vazifesini ifâ edecekler ile ihtiyaç içinde kurban bekleyenler… Öte yandan dünyanın dört bir tarafından kurban ihtiyacı olan garipler…
İnsan, hayatında en büyük bedelleri muhabbeti uğrunda öder. Zira gerçek bir muhabbetin kantarı, fedâkârlıktır. Fedâkârlık imtihanından geçmemiş bir muhabbet, kuru bir iddiâdan ibâret kalır.

Îman ise, en büyük muhabbettir. Bu sebepledir ki Cenâb-ı Hak:

“İnsanlar, imtihandan geçirilmeden, sadece «îmân ettik» demeleriyle bırakılacaklarını (yani kurtulacaklarını) mı sandılar?” (el-Ankebût, 2) buyurmaktadır.

Hakîkaten îman, ilâhî lûtufların en bü­yüğü; imtihan da, kulun bu lûtfa liyâkat de­recesini ölçen bir miyardır. Mü’minden beklenen sabır, tes­lî­miyet ve takvâ ile îmânı muhâfaza ise, ilâhî mükâfâtlara nâiliyetin bedeli me­sâ­besindedir. Yani Hak Teâlâ, lûtfettiği îman nî­me­tinin yüce­li­ğini ve değerini idrâk ettirmek için, kullarından âde­ta bir bedel taleb etmektedir.

Bu itibarla kâmil mü’minler nazarında hayat; îman muhabbetinin seviyesinin ölçüldüğü bir imtihanlar manzûmesidir. Mü’min, Allah yolunda ne kadar fedâkârlık ve gayret göstereceği ve gerektiğinde Allah için dünyevî menfaatlerinden ne ölçüde vazgeçebileceği hususlarında, sürekli denenmektedir. Bu imtihanlardaki muvaffakiyeti nisbetinde de Rabbine yakın bir kul, hattâ en nihâyet Rabbinin dostu olmaktadır.

Halîlullah, yani Allâh’ın Dostu olan İbrahim -aleyhisselâm-’ın ibret dolu hayatı, bu ferâgat ve fedakârlığa müşahhas bir misaldir.
Cenâb-ı Hak da onun hem nesline, hem de malı­na-­mül­küne büyük bir bereket ihsân eyledi. Kendisi “Ebû’l-Enbiyâ” yani Peygamberler Babası oldu. Bereketlenen her şeye, onun bir hâtırası olarak; “Halil İbrahim bereketi” denilmesi, bir darb-ı mesel hâline geldi. Mü’minler, birbirlerine bereket temennîsinde bulunmak üzere; “Allah, Halil İbrahim bereketi versin!” diye duâ eder oldular.

Cenâb-ı Hak, Hazret-i İbrahim’i, son olarak oğlu İsmâil -aleyhisselâm-’ı kurban etmekle imtihan etti. Baba-oğul, emr-i ilâhîye tam bir teslîmiyet gösterdiler. Biri, oğlunu kurban etmeye; diğeriyse babası tarafından kurban edilmeye giderken, Allâh’a itaat ve teslîmiyetlerini bozmaya çalışan şeytanı beraberce taşladılar. İbrahim -aleyhisselâm-, yaşlılık yıllarına dek hasretle yolunu beklediği, canından bir can, öz varlığından neş’et etmiş bir kıymet filizi olan, çok sevdiği evlâdı İsmâil -aleyhisselâm-’ı Allâh’ın emri olduğu için kurban etmek niyetiyle alnı üzerine yatırdı. Son anda Cenâb-ı Hak imtihanı kazandığını müjdeleyerek Cennet’ten kurbanlık bir koç gönderdi.

“…Ey İbrahim! Rüyayı gerçekleştirdin. Biz ihsan sahiplerini böyle mükâfatlandırırız. Bu, gerçekten, çok açık (ağır) bir imtihandır.” (es-Sâffât, 104-106) şeklindeki ilâhî müjdeye mazhar oldu.

Böylece İbrahim -aleyhisselâm-, her imtihanda Cenâb-ı Hakk’ın emrine itaat hâlinde olduğunu, O’na canını fedâya, yani her şeyiyle “kurban” olmaya hazır bulunduğunu izhâr etti. Kalbindeki dünyaya ait fânî tahtları yıkarak, yerine ilâhî muhabbet ve dostluk tahtlarını inşâ etti. Çünkü o, bütün nîmetlerin ilâhî bir emânet olduğunun idrâki içindeydi. Emâneti sahibine teslim etmekte tereddüt göstermek ise, gerçek bir îman muhabbetiyle tarif edilemezdi. İşte bu müstesnâ tevekkül, teslîmiyet ve muhabbeti neticesinde, Cenâb-ı Hak onu kendisine Halîl/Dost eyledi.

Sevda; Hacer’in imanı, İsmail’in sadakati, İbrahim’in ahdiydi…
Ve intizar… Beklenmedik zamanda çalınan kapının tebessüm ettiren neticesiydi.

ANCAK TAKVÂNIZ ULAŞIR…
“Kurban”ın kelime mânâsı, “takarrub”, yani yaklaşmaktır. Cenâb-ı Hak, yakınlığına erebilmemiz ve kendisiyle dostluk iklimine kabul edilmemiz için, biz kullarından dâimâ kurban istiyor. Yani malımızla, canımızla, bütün imkânlarımızla fedâkârlıkta bulunmamızı arzu ediyor.

Bunun içindir ki cismânî kurbanlardan maksat da, emr-i ilâhîye itaat etmek sûretiyle O’na yaklaşma arzusunun izhârıdır. Bu niyetle kesilen kurban, Allah indinde müstesnâ bir değer kazanır. Nitekim kurbanda asıl gâyenin, mü’minin bu hâlis niyeti olduğu, âyet-i kerîmede şöyle beyan edilir:

“Onların ne etleri ne de kanları Allâh’a ulaşır; fakat O’na sadece sizin takvânız ulaşır…” (el-Hacc, 37)

Dolayısıyla kurban ibadetinin özü, Hak Teâlâ’ya, kayıtsız-şartsız, cân u gönülden teslim olup emrine itaat etmektir. Kurbanda Hak katına yükselerek kabul görecek olan da, kulun bu gönül kıvâmıdır.

Kurban kesmek, gönüldeki Allah muhabbetinin bir ifâdesi olduğundan, bu ibadetin îfâsında gösterilecek tâzim, nezâket, edep ve hassâsiyet de son derece mühimdir. Bu sebeple evvelâ kurbanları, mümkün mertebe, güzel, sağlam ve cüsseli hayvanlardan seçmek gerekir. Zira Cenâb-ı Hak;

“Sevdiğiniz şeylerden in­fâk etmedikçe aslâ «birr»­e (yani hayrın kemâl nok­tasına) eremezsiniz. Her ne infâk ederseniz, Allah onu hakkıyla bilir.” (Âl-i İmrân, 92) buyurmaktadır.

Şu âyet-i kerîme bu hususta çok açık bir îkazdır:

“Ey îmân edenler! Kazandıklarınızın ve yerden sizin için çıkardığımız nîmetlerin iyilerinden infâk edin. (Size verilse) gözünüzü yummadan alamayacağınız (değersiz) şeyleri, hayır diye vermeye kalkışmayın! Allâh’ın müstağnî ve övülmeye lâyık olduğunu bilin!” (el-Bakara, 267)

Hazret-i Âdem -aleyhisselâm-’ın oğulları Hâbil ile Kãbil arasında vukû bulan hâdise de bu hususta çok mânidardır:
Kãbil, aynı batında doğan kız kardeşini almak istemişti. Hâbil ise, bunun dîne uygun olmadığını, diğer batında doğan kardeşlerinden birini alması gerektiğini ihtâr etti. Kãbil, bu îkâzı dikkate almayarak, yaptığının doğru bir davranış olduğu iddiâsında diretti. Bunun üzerine Hâbil, kimin haklı olduğunun anlaşılması için Allâh’a kurban adamayı teklif etti.

O zamanlar kurban, herkesin mesleği îcâbı, elinde bulunan maldan verilirdi. Kurban verilen bu şeyler, bir dağ başına konur, bir müddet sonra gidip bakıldığında; gökten inen ateş tarafından yakılarak ortadan kaybolan kurbanın, Cenâb-ı Hak tarafından kabûl edilmiş olduğu anlaşılırdı.

Hâbil’in koyun sürüleri vardı. Kurbanlık olarak, içlerinden en semiz ve gösterişli olan bir koçu seçti. Kãbil ise, ziraatle uğraşırdı. O da, cılız buğdaylardan oluşan bir demeti kurbanlık olarak ayırdı.

Hâbil ile Kãbil, bir müddet sonra bıraktıkları kurbanları tedkik için gittiler. Hâbil’in kurban ettiği koç kabul edilmiş; Kãbil’in cılız buğday demeti ise olduğu gibi duruyordu. (İbn-i Sa’d, I, 36)

Zira Hak katına ulaşıp kabul edilecek olan, kulun takvâsıdır. Takvâ üzere yaşamayan, îtikad, ahlâk ve muâmelâtında ciddî problemler bulunan birinin, ibadet ve amelleri de düzgün olmaz. Çünkü eğri cetvelden doğru çizgi çıkmaz. Bu sebeple ilâhî tâlimatlar istikâmetinde ve takvâ üzere bir hayat yaşamak şarttır. Takvânın gereği ise, ibadet ve hayırları “ihsan” kıvamında, yani dâimâ ilâhî kameralar altında olduğunun şuur ve idrâkiyle en güzel bir sûrette îfâ etmeye çalışmaktır.

Demek ki önemli olan sadece kan akıtmak, et dağıtmak veya dini bir geleneği yerine getirmek değildir. Bütün bunlarla birlikte Allah’ın rızasını gözetmektir.

Kurban, Hâbil olup Rabbin huzuruna en güzel takdim ile çıkmaktır. Kurban, Halil İbrahim -aleyhisselâm- olup oğlunu adayabilmek, İsmail -aleyhisselâm- olup başını bu gâyeye koyabilmektir. Kurban, bıçak olup kendini teslim etmiş İsmail’i -aleyhisselâm- kesmemektir.
Kurban acziyettir, teslimiyettir. Kurban rızâdır. Kurban, içindeki nefsaniyeti, nefreti, gaddarlığı, kini, isyanı toprağa gömmektir. Kurban, kulluğu, ihlâsı, vecd ve gayreti tekrar diriltmektir. Kurban yakîndir, yaklaşmaktır. Kurban unutmamak, tereddüt etmemek, incitmemek ve incinmemektir.

Cenâb-ı Hak, kurbanlarımızı İbrahim -aleyhisselâm-’ın gönlündeki fedâkârlık, teslîmiyet, rızâ, takvâ ve muhabbetten hisse alarak kesebilmeyi, mazlum ve muhtaç din kardeşlerimize ikramlarda bulunarak onların gönüllerine de bayram huzuru tevzî edebilmeyi cümlemize nasip ve müyesser eylesin.
Allâh’ım! Gönüllerimizi Hazret-i İbrahim ile Hazret-i İsmail teslîmiyeti ve kurban bereketi ile müzeyyen kıl. Amin

 

About the author

avatar

sahidummet

Leave a Comment