Başyazı

Dünya Hayatının Fitneleri – Şahımerdan SARI

sahidummedunyafitneleri
avatar
Written by sahidummet

Hamd alemlerin Rabbi Allahu Teala azze ve celleye mahsustur. Salât ve selam âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamberimiz Resul-i Ekreme (s.a.v.), âline, ashabına ve tüm Müslümanların üzerine olsun.

Dünya kelimesi denev kökünden gelip dünya mastardır. Deni, Edna aynı köktendir. Adi, bayağı, sıradan ve alçak manalarına gelir. Dünya bir imtihan sebebidir. Dünya ve içindekiler hatta dünya nimetleri bir yönüyle fitnedir. Çünkü bazı dünya nimetlerine çok sahip olunduğu vakit insanlar azgınlaşır, sıkıntıya girdiği vakitte Rabbine yalvarır, çok dünya nimetlerine de sahip olunca da doymaz dahasını ister. Bu durumların tamamı da fitnedir, bu durumların fitne olduğunu ifade buyuran bazı ayeti kerimeler vardır. Bunlardan bir kaçını okuyalım.

Böyle bir tavra karşı Kuran-ı Kerim şu açıklamayı yapıyor:

 

فَإِذَا مَسَّ الْإِنْسَانَ ضُرٌّ دَعَانَا ثُمَّ إِذَا خَوَّلْنَاهُ نِعْمَةً مِنَّا قَالَ إِنَّمَا أُوتِيتُهُ عَلَى عِلْمٍ بَلْ هِيَ فِتْنَةٌ وَلَكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ

 

“İnsana bir zarar dokunduğu zaman, bize dua eder; sonra tarafımızdan ona bir nimet ihsan ettiğimizde, der ki: «Bu, bana ancak bir bilgi(m) dolayısıyla verildi.» Hayır; bu bir fitne (kendisini bir deneme)dir. Ancak onların çoğu bilmiyorlar.” (Zümer Suresi: 49)

Dünya’da insanı aldatan fitnelerin başlıcalarından biri de şüphesiz ki dünya nimetleri yani mal ve mülktür. Dünya nimetlerinin çokluğuna sahip olupta şımarmayan kimseler çok azdır. Zira dünya nimetleri nefsin azgınlığına sebep olabilir. İnsanın onunla meşguliyeti ve ona karşı sevgisi kişiyle Allah arasında perde oluşturmak suretiyle ubudiyetten uzaklaşmasına, tulu emel ile ahiret hayatını uzak görerek çoğu kez onu unutmaya vesile olur. Kişinin ahiret hayatını kendine uzak görmesi yönü etkili olduğu için takvasından ödün vermeden yaşamak bilhassa takvasını artırmak mümkün olmakla beraber gayet zordur.

Dünya nimetleri, gerek mal-mülk ve gerekse saltanat olarak azgın birer at gibidir. Ona sahip olarak düzgün gidebilmek, dizginleri elinde sağlam bir şekilde tutabilmek oldukça zordur. İnsanın dizginleri elinde tutabilmesi, Allah ile bağının çok kuvvetli olmasına ve hiçbir zaman takvasından gevşeklik yapmamasına bağlıdır. Saltanat sahipleri oldukları halde Allah ile bağlarının gevşetmeden gittikçe kuvvetlenerek devam edenler sayı bakımından azda olsa mevcuttur. Peygamberlerden Hz Davut ve Süleyman (a.s), yine Peygamberimiz (s.a.v) ve büyük velilerden hulafayi Raşidin (r.a) bunlara örnek verilebilir.

Lakin bu imkanlara(mal-mülk ve saltanat gibi) sahip olupta azgınlaşan, sahip olmadan önce çok takvalı bir kul iken, mala-mülke sahip olduktan sonra Allah (c.c) ile  arasını açarak sapıtan kimseler ise çoğunlukta olmuştur.

Bu hususu izah eden birçok ayeti kerime vardır. Biz burada o ayeti kerimelerin hepsini zikretmekten ziyade Kuran-ı Kerimde ifade olunan bir kıssadan misal vermeyi daha uygun bulduk. Kıssa malum olduğu halde bir kere daha okuyalım.

 

Karunun Düştüğü Fitne

 

اِنَّ قَارُونَ كَانَ مِنْ قَوْمِ مُوسٰى فَبَغٰى عَلَيْهِمْ وَاٰتَيْنَاهُ مِنَ الْكُنُوزِ مَا اِنَّ مَفَاتِحَهُ لَتَنُواُ بِالْعُصْبَةِ اُولِى الْقُوَّةِ اِذْ قَالَ لَهُ قَوْمُهُ لَا تَفْرَحْ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ الْفَرِحٖينَ

وَابْتَغِ فٖيمَا اٰتٰیكَ اللّٰهُ الدَّارَ الْاٰخِرَةَ وَلَا تَنْسَ نَصٖيبَكَ مِنَ الدُّنْيَا وَاَحْسِنْ كَمَا اَحْسَنَ اللّٰهُ اِلَيْكَ وَلَا تَبْغِ الْفَسَادَ فِى الْاَرْضِ اِنَّ اللّٰهَ لَا يُحِبُّ الْمُفْسِدٖينَ

قَالَ اِنَّمَا اُوتٖيتُهُ عَلٰى عِلْمٍ عِنْدٖى اَوَلَمْ يَعْلَمْ اَنَّ اللّٰهَ قَدْ اَهْلَكَ مِنْ قَبْلِهٖ مِنَ الْقُرُونِ مَنْ هُوَ اَشَدُّ مِنْهُ قُوَّةً وَاَكْثَرُ جَمْعًا وَلَا يُسْپَلُ عَنْ ذُنُوبِهِمُ الْمُجْرِمُونَ

فَخَرَجَ عَلٰى قَوْمِهٖ فٖى زٖينَتِهٖ قَالَ الَّذٖينَ يُرٖيدُونَ الْحَيٰوةَ الدُّنْيَا يَا لَيْتَ لَنَا مِثْلَ مَا اُوتِىَ قَارُونُ اِنَّهُ لَذُو حَظٍّ عَظٖيمٍ

وَقَالَ الَّذٖينَ اُوتُوا الْعِلْمَ وَيْلَكُمْ ثَوَابُ اللّٰهِ خَيْرٌ لِمَنْ اٰمَنَ وَعَمِلَ صَالِحًا وَلَا يُلَقّٰیهَا اِلَّا الصَّابِرُونَ

فَخَسَفْنَا بِهٖ وَبِدَارِهِ الْاَرْضَ فَمَا كَانَ لَهُ مِنْ فِئَةٍ يَنْصُرُونَهُ مِنْ دُونِ اللّٰهِ وَمَا كَانَ مِنَ المُنْتَصِرٖينَ

وَاَصْبَحَ الَّذٖينَ تَمَنَّوْا مَكَانَهُ بِالْاَمْسِ يَقُولُونَ وَيْكَاَنَّ اللّٰهَ يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَاءُ مِنْ عِبَادِهٖ وَيَقْدِرُ لَوْلَا اَنْ مَنَّ اللّٰهُ عَلَيْنَا لَخَسَفَ بِنَا وَيْكَاَنَّهُ لَا يُفْلِحُ الْكَافِرُونَ

تِلْكَ الدَّارُ الْاٰخِرَةُ نَجْعَلُهَا لِلَّذٖينَ لَا يُرٖيدُونَ عُلُوًّا فِى الْاَرْضِ وَلَا فَسَادًا وَالْعَاقِبَةُ لِلْمُتَّقٖينَ

 

Filhakıyka Karun Musânın kavmindendi. Fakat onlara karşı serkeşlik etti o. Biz ona öyle hazineler verdik ki anahtarları (nı taşımak bile) gücü kuvvetli büyük bir cemâate ağır geliyordu. O vakit kavmi ona şöyle demişti: «Şımarma. Çünkü Allah şımarıkları sevmez».

Allahın sana verdiği (maldan harcayıp) âhiret yurdunu ara.  Dünyâdan nasibini de unutma. Allahın sana ihsan ettiği gibi sen de (insanlara sadaka vererek) ihsanda bulun. Yer (yüzün) de fesat arama. Çünkü Allah fesatçıları sevmez».

(Karun) dedi ki: «Bu (servet) bana ancak bende olan ilimle (ilim sayesinde) verilmiştir». (O, madem ki alimdi) kendisinden evvelki nesillerden kuvvetçe ondan daha üstün, Cemiyyetçe daha kalabalık kimseleri Allah’ın hakikaten helak etmiş olduğunu bilmedi mi? Mücrimlerden günahları sorulmaz.

Derken zîneti (debdebesi) içinde kavminin karşısına çıktı. Dünya hayatını arzu edenler: «Ne olurdu, dediler, Karuna verilen (şu servet) gibi bizim de (malımız) olsaydı. O, hakikaten büyük nasip sahibidir.

Kendilerine ilim verilenler de (şöyle) dedi: «Yazıklar olsun size. Allah’ın sevabı iman ve iyi amel (ve hareket) eden kimseler için daha hayırlıdır. Buna da sabr (ve sebat) edenlerden başkası kavuşturulamaz».

Nihayet biz onu da, sarayını da yerin dibine geçiriverdik. Artık Allah’a karşı kendisine yardım edecek hiçbir cemâati da yoktu onun. Bizzat kendisini müdâfaa edebileceklerden de değildi o.

Dün onun mevkiini temennî edenler sabahleyin (şöyle) diyorlardı: «Vay, demek ki Allah, kullarından kimi dilerse onun rızkını yayıyor (genişletiyor yahut) daraltıyor. Allah bize lûtfetmeseydi bizi de muhakkak batırırdı. Vay, demek ki hakikat şudur: Kâfirler felâh bulmaz»!

İşte âhiret yurdu! (Biz) onu yeryüzünde büyüklenmeyi ve fesâdı istemeyenlere veririz. (Güzel) âkıbet ise, takvâ sâhiblerinindir.”( Kassas Suresi:76-83)

Mal-mülk, can, hayat ve kâinatta olan her şey Allah’ındır. İnsan mevcudattan bir zerre yaratmaya muktedir değildir. Lakin dünya nimetleri kendisine verilen insan çoğu kez gaflete düşerek, nefsin ve şeytanın hilesine aldanarak bunu kendisinden zanneder. Oysa bunlar imtihan için kendisine verilmiş ve bununla sınanmaktadırlar. Kişi isterse bu imkânları Allah yolunda sarf etmek suretiyle sevap kazanır. Dilerse de bunu kendinden bilip aldanarak kendisi ile Allah arasında perde oluşturmak suretiyle azgınlaşır ve sapıtır. Bu haliyle dünya nimetleri kişi için bir fitne oluşturur.

Tefsirlerde geçen rivayetlere göre Karun önceden fakir aynı zamanda abid bir zat idi. Hz Musa’ya “Ey Allahın Peygamberi benim için Rabbine dua ette bana dünyada çok nimet versin ki bununla çok sevap kazanayım. Fakirlerin ihtiyaçlarını gidermek ve mücahidleri desteklemek suretiyle Allah’ın dinine hizmet edeyim” dedi.

Hz musa “Ey Karun şükrünü yaptığın az mal şükrünü yapamadığın çok maldan hayırlıdır” diye uyarıda bulundu. Karun ise, bu dileğini ısrarla tekrar tekrar Hz. Musa’ya iletti. Hz Musa ise kimya (madenleri işleme, altın elde etme) ilmini ona öğretti. O da bu ilimle çok altın hazinelerine sahip oldu. Bir rivayette hazinelerinin anahtarlarını altmış katır güçlükle taşıyordu. Hz Musa zekât için görevlendirdiği memurları gönderdiğinde, Karun malının zekâtını ayırdığında büyük bir harman oluşturduğunu görünce (vermek istemeyerek) “Allah’a yemin ederim ki Musa’nın bu isteği haraçtır ve zulümdür, vermiyorum!” diyerek zekât memurlarını geri çevirdi. Karunun altın yaldızlı işlemeli eğerlerle süslemeli atına binerek halkın içerisindeki ihtişamını gören ehli dünya “Keşke Allah bize de bunun gibisini verseydi” diyorlardı. Fakat Karunun zekât vermeyişinden ve sonra Allah’ın (c.c) onu helak ediş şeklini gördükten sonra “Dünya malı ve ihtişamı ancak bir fitnedir. Ahiret yurdu hayırlı olandır.”demişlerdi.

Bu kıssayı burada uzun uzadıya anlatmamızın sebebi, dünya nimetlerinin, insanların sadece ibadetlerini değil itikatlarını dahi zai etmeye vesile olmasından dolayı insanların bu fitneye karşı teyakkuzda olmasının zaruretidir. Zira bu zarar sadece ferdi olarak kalmayıp topluma da sirayet edebiliyor. Topluma sirayet eden zararlar ise bulaşıcı hastalıklar gibidir.

Rabbimizin dünya ni’metlerini ve dünyaya ait bütün göz kamaştırıcı güzelliklerini insanların hizmetine sunması, bir deneme sebebidir. Ancak inanan kişi bu geçici güzelliklere ve zenginliklere aldanmamalı. Çünkü Allah’ın katında olan güzellikler, ya da iman edip salih amel işleyen kulları için hazırladıkları daha çok ve daha kalıcıdır.

 

Dünya nimetlerinin fitne oluşu insanlar için eğitici bir denemedir. Bu denemeyi kazananlar dünya ve ahiret saadetini elde ederler. Kaybedenler ise bazen dünyada biraz imkânlara sahip olsalar da ebedi hayatta ebediyen hüsrana uğramış kimselerden olurlar. Allah azze ve celle bütün ümmeti Muhammedi bu durumdan muhafaza etsin.

 

About the author

avatar

sahidummet

Leave a Comment