Davet

Davetimiz İcabet Gerektirir (1) – Hacı KAR

daveticabet
avatar
Written by sahidummet

Rahmân ve Rahîm Allah’ın adıyla.

Hamd, Âlemlerin yegâne Rabbi Allah’a mahsustur.

Salat ve selam olsun, muvahhidlerin, muttakilerin ve mücahidlerin yegâne önderi Rasulullah Muhammed’e, Âline, Ashabına ve kıyamete kadar O’nun izinden giden, O’nun Sünneti üzere yaşayan muvahhid mü’minlere…

Ben, şehadet ederim ki, Allah’dan başka rab, ilâh ve melik yoktur… İnsanların yegâne Rabbi, İlâhı ve Meliki Allah Teâlâ’dır… Ve yine şehadet ederim ki, Rasulullah Mu­hammed (s.a.s.), Allah’ın kulu ve Rasulü’dür… Allah’ın insanlık âlemine vazifeli olarak gönderdiği en son Nebîsi ve en son Rasulü’dür… Nübüvvet ve Risalet, Rasulullah Mu­hammed (s.a.s.) ile son bulmuştur… Rabb olarak Allah’a, din olarak İs­lâm’a, dustur olarak Kur’ân-ı Kerîm’e ve Rasul olarak ha­yat önderi Rasulullah Muhammed (s.a.s.)’e katık­sız iman ettim, kabul edip can-ı gönülden razı oldum…

 

Tarihte ortaya çıktığı andan itibaren İslam, insanları doğruluğuna inandırmaya çalışmış ve onları bu yeni dinin mensupları olmaya davet etmiştir. Dini uygulamanın özü bir yana İslam, tarih boyunca görülmüş en büyük planı ortaya koymuştur. Bu plan bütün insanlığı Müslüman yapmak, adaleti, doğruluğu, salih bir hayatı, saflığı ve güzelliği getirmek için onları harekete geçirmeyi kapsamaktadır.

Daha önce İslam`ın, insanlar arasında fazilet, doğruluk ve takva dışında bir ayırım yapmadığını gördük. Yine gördük ki İslam ilahi iradeyi insan hayatının ve ilgilerinin her alanına uygular; yani sadece belirli şekil ve mahiyet taşıyan ibadetler değil, her şey din ile ilgilidir.

Ve yine gördük ki, İslam ne sürekli bir tefekkür dini, ne de bir kendini adama ve dünyadan soyutlanma dinidir. Bunların yerine o, mutfaklarında ve alışveriş yerlerinde olduğu kadar, camilerinde ve savaş alanlarında da dünyayla iç içe yaşama dinidir.

İslam, insanlar arasında seçilmiş bir kişiye, Hz. Muhammed (s.a.v)’e gönderilmiştir. O, ilk kez vahye muhatap olduğunda bu müthiş olayın dehşeti ve ağırlığıyla hemen eve kapanmış, titremesine bir son vermek için kendisini bir battaniyeye sarınca, ikinci defa gelen vahiyde şöyle denmiştir: “EY ÖRTÜSÜNE BÜRÜNEN… KALK VE UYAR” (Müddessir Suresi: 1-2) “ ÖNCE EN YAKIN AKRABANI UYAR” (Şuara Suresi: 214)

 

Hz. Muhammed (s.a.v) çağrıya uydu. Hanımını ve yeğenini yeni dine kattı ve arkadaşlarını da yeni inanca katılmaya çağırdı. Süreç başlamıştı; fakat henüz asıl amacı olan bütün dünyayı Müslüman yapmaktan çok uzaktı. Kurulu olan dini değiştirmeye çalışan bu yeni inançtan insanlar uzak durdular ve ona karşı mücadele ettiler; mensuplarına da eza ve cefada bulundular. İlk Müslümanlar hakir görüldüler, zulmedildiler. Onları inançlarından döndürmek için her türlü baskı uygulandı. Bütün bu taktikler başarısızlığa uğradığında düşman, lider Hz. Muhammed (s.a.v)’i ortadan kaldırmak için bir suikast hazırladı. Allah’ın inayetiyle bundan haberdar olan Hz. Muhammed (s.a.v), onların tuzaklarına düşmedi. Muhalifleri de O’na ve ashabına karşı savaş açtılar. Birçok savaş ve can kaybı pahasına İslam ilerlemeye devam etti ve nihayetinde karşısındakilere galip geldi.

 

ALLAH (C.C.)’IN EMRİ…

 

Müslüman kendisini Allah tarafından bütün insanları O’na kulluğa çağırmakla, mevcut ortak bir işlev olan İslam’a çağırmakla vazifeli görür.

“(Resulüm!) İşte bunun için sen, (onları tevhid dinine) davet et ve emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Onların arzularına uyma ve de ki: “Ben Allah’ın indirdiği her Kitab’a inandım ve bana aranızda adil davranmam emredildi. Allah, bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir. Bizim işlediklerimiz bize, sizin işledikleriniz de size aittir. Bizimle sizin aranızda artık hiçbir tartışma (konusu) yoktur. Allah (kıyamette) hepimizi bir araya toplayacaktır. Zaten dönüş ancak O’ nadır.”

(Şura Suresi: 15)

 

Hayatının gayesi, bütün insanlığı ilahiyatı ve şeriat’ıyla, ahlakı müesseseleriyle Allah’ın son ve mükemmel dini olan İslam’ın bütün insanların dini olduğu bir hayata götürmektir. Kur’an’da Allah insanlara şöyle emreder:

“(Resulüm! İnsanları) Rabbinin yoluna/dinine hikmetle (hakkı açıklayan kesin delillerle, güzel/veciz sözler) ve güzel şekliyle davet et. Onlarla en güzel şekliyle (kırmadan, kızdırmadan) mücadele et. Şüphesiz Rabbin, kendi yolundan sapanları en iyi bilendir ve O, doğru yolda olanları da en iyi bilendir.” (Nahl Suresi:125)

 

(Burada üç tip insana işaret edilmekte ve her bir kısma anlayacağı dilden güzel konuşma yapılması gerektiği vurgulanmaktadır: Alimlere hikmet ile orta tabakaya güzel öğüt ile inatçı ve aşağı tabakaya da güzel bir şekilde mücadele ile.)

 

İşte davet bu emrin yerine getirilmesidir. Hakikati, onu görmezden gelenlere öğretmek; dünyada Allah’ın korumasını ve ahrette ise Cennet’i kazanmakla ilgili iyi haberleri anlatmak; Cehennem’deki çok yakın bir azap ile ve bu dünyada da hüsranla insanları uyarmak davetin kapsamı içindedir.

 

“Biz her ümmet için, (kendi çağlarında) uygulamakta oldukları bir ibadet tarzı (şeriat) koyduk. (Son din İslam da gönderilen bir şeriattır.) O halde (ona uyup) bu işte, seninle asla çekişmesinler. Artık sen Rabbine davet et. Şüphesiz sen dosdoğru bir yol (olan İslam) üzeresin.” (Hac Suresi:67)

 

(En doğru yol, Allah’ın son gönderdiği ve bütün hükümlerin tamamlandığı din, İslam olup artık tartışmaya lüzum yoktur. Bundan önceki bütün dinler hem tahrif edilmiş hem de hükmü kalmamıştır. Dolayısıyla Yahudilik ve Hıristiyanlığı, İslam ile eşit göstermek yanlıştır.)

 

Emrin yerine getirilmesi Kur’an’da faziletlerin ve mutluluğun en üst noktası olarak beyan edilir:

 

“(İnsanları ibadet ve itaat için) Allah’a çağıran, salih (sevaplı) ‘iş ve hareket’ yapan ve “şüphesiz ben Müslümanlardanım” diyen kimseden daha güzel sözlü (olan) kimdir?“ (Fussilet Suresi: 33)

(İslam’ın kendisine izzet ve şeref verdiği kimsenin ”Ben müslümanım” demesi kâfidir. Çünkü islam, Allah’ın eksiksiz olarak gönderdiği dinin/sistemin adı, müslüman da ona teslim olan ve onunla şereflenenlerin adıdır. Demek oluyor ki müslümanı tanıtan en güzel ve en önce söylenecek söz Kur’an’a göre “Ben müslümanım” demektir. Önüne getirilen başka bir isimle isimlenmeye asla gerek yoktur.)

 

Rasulullah (s.av) de bu görevi en asil görev olarak vasıflandırmış ve sonucunu yani bir insanın İslam’a girmesini de mükâfatların en büyüğü olarak görmüştür. Allah’a itaat İslam’ın esasından olduğu ve insanları Allah’a itaat etmeye çağırarak emri yerine getirmek de bu esasın yerine getirilmesini sağlayan en önemli kısım olduğuna göre bu görev, bütün Müslümanların iftihar ve azimle taşımaları gereken bir görevdir.

 

DAVET EN BÜYÜK HAYIRDIR…

 

Davetin İslam’daki merkeziliği ve insanın kaderi göz önüne alındığında yüksek değer taşıdığı şüphe götürmez. Hakikatin bilgisi en büyük kazançtır; davet hakikatin açıklanması ve öğretilmesidir. Davet eden gerçeği yaymaya çalışır ve davet edilen de ona uymaya çağrılır. Açıkça davet, verilebilecek en kıymetli hediyenin takdimidir. Ek olarak davet, çok yakın bir tehlikeye karşı da bir uyarıdır. Bir kişinin yayılmakta olan bir yangına karşı yakınlarını ve komşularını uyarması herkesin tabii karşıladığı bir hayırdır. O halde bir kişinin komşusunu sonsuz ve daha elim bir ateşe karşı uyarması ne kadar daha az hayırlıdır? Nihayet, hayatta bir başka insanın da gerçeği görüp anlamasına vesile olmak insana büyük mutluluk vermektedir. Doğrunun anlaşılması ve gerçeğin özümsenmesi öğretende ve öğrenende hem kalbin hem de zihnin ferahlamasını sağlar. Bundan ötürüdür ki, Müslümanlar davet görevini şevkle sürdürmektedirler.

About the author

avatar

sahidummet

Leave a Comment