Davet

BİZİ BİZ YAPAN DEĞER; NASİHAT – Ahmed Turab

sahidummetnasihat
avatar
Written by sahidummet

Allah’ın adıyla;

Hamd alemlerin Rabbi olan Allah’a mahsustur. Salat ve selam alemlere rahmet Peygamberimiz Muhammed’e (sav), onun tahir ehli beytine, seçkin ashabına ve onlara en güzel bir şekilde tabi olanların üzerine olsun.
Ebü Rukayye Temîm İbni Evs ed-Darî radıyallahu anh’ den rivayet edildiğine göre, Nebî sallallahu aleyhi ve sellem :
“Din nasihattir” buyurdu. Biz kendisine:
– Kimin için nasihattir? dedik. Peygamber Efendimiz:
– “Allah için, Kitabı için, Resulü için, mü’minlerin yöneticileri ve tüm müslümanlar için nasihattir” buyurdu.

Bu hadisi ilim ehli bir zattan ilk işittiğimde bana şunu söylemişti;
Evet, din nasihattir. Yani nasihat isteyenler için ‘dinin kendisi’ bir nasihattir. Dine yönelmek, anlamaya çalışmak ve tatbik etmek nasihatlerin en büyüğüdür.

Nasihat Ne Demektir

Nasihat sözlükte öğüt vermek, iyi ve hayırlı işlere davet, kötü ve şer olan şeylerden nehyetmek, bir işi sadece Allah rızası için yapmak gibi çeşitli manalar ifade eder.
Nasihat hadisi, cevamiül-kelim denilen, az sözle pek çok manalar ifade eden hadislerden biridir. Peygamberimize sav has kılınan özelliklerden biridir. Bu durumu Buhari’de geçen bir hadiste görmekteyiz; “Ben cevamiül-kelim ile gönderildim. Ben düşmana bir aylık mesafeden korku salmak suretiyle yardım olundum. Bir de ben bir defasında uyuduğumda, bana yerdeki hazinelerin anahtarları getirilerek, iki avucumun içine konuldu.” Buyurmuştur.

İmam Nevevi (ra) cevamiül-kelimi şöyle açıklar: “Bize nakledildiğine göre cevamiül-kelim Allah teala’nın daha önceki kitaplarında yazılmış bulunan birçok emrini, Hz.Peygamber’e sadece bir, iki veya bu kadar az bir kelime içinde toplaması veya özetlemesidir.”

Bu sebeple İslam alimleri, nasihat hadisini, İslam’ın esasını oluşturan hadislerden biri ve en önemlisi olarak kabul ederler.

Kardeşine Nasihat Etmenin Adabı

Kardeşine nasihat etmen önemli bir ameldir. Ancak bu nasihatleri yaparken dikkat etmen gereken bazı kurallar vardır.  Kardeşinin ayıplarını ulu orta konuşma.
Birincisi, Asıl olan kardeşinin ayıplarını insanların karşısında değil, sadece onun karşısında söylemendir. Onun olmadığı zamanlarda ayıplarını zikretme, insanlara karşı onun ayıplarını gizle.
Çünkü onun ayıplarını insanların karşısında söyler, nasihatte bulunursan onu incitmiş olursun. Hz ali şöyle der; ‘Bir insana hatasından dolayı başkaları yanında verılen öğüt, öğüt değil hakarettir.’
Ancak başkalarının olmadığı bir ortamda yüz yüze söylersen onu sevindirmiş olursun. Müslüman, kardeşinin ayıplarını ulu orta sergileyen değil, kardeşinin ayıplarını örten ve onun için af dileyen kimsedir. Eğer herkes birbirlerinin ayıplarını araştırır, ortaya koymaya çalışırsa, cemaat içinde sevgi bağları kaybolur. Bunun neticesinde kin ve düşmanlıklar, ayrılık ve dağılmalar meydana gelir. Bu durumdan Allah’a sığınırız. Peygamberimiz (sav) şöyle buyurmuştur:
“Kim bu dünyada Müslüman bir kardeşinin ayıbını örterse,Allah da o kimsenin hem bu dünyada hemde ahirette ayıplarını örter.”
“Buna mukabil kim de mü’minlerin kusurlarını araştırıp açıklarsa,Allah da onun kusurlarını ortaya çıkarır.”
Allah Resulü sav bir müslümanın hatasını gördüğünde yada duyduğunda isim belirtmeden genel olarak “Bazı kimselere ne oluyor da şu şu amelleri yapıyorlar” diyerek o ameli işleyeni bilmesine rağmen toplum içinde onun adını zikretmiyor ve sadece o fiilin yanlışlığını ortay koyuyordu. Ve yine bir Müslüman’ın hatasını başkalarına aktarmıyor onu direkt olarak kardeşine bildiriyordu. Bu apaçık bir samimiyetin göstergesidir. Eğer sen de kardeşine olan sevginde samimiysen kardeşinin kusurlarını ona aracısız olarak bildir. Nasihat alan kardeşte, kendi ayıplarını usulüne uygun bir şekilde kendisine aktardığı için kardeşine sert tepki vermemeli ve nasihatleri için kendisine dua etmelidir.

Şeytanın oyununa gelmeyelim

İkincisi, kardeşine sırf Allah rızası için, onun hayrına olmak üzere nasihat etmelisin. Kardeşine tevazu göstererek, tebessüm ederek ve şefkatle yaklaşarak nasihat etmelisin.
“Müminlere şevkat ve tevazu kanadını indir.”

Onun hayrını düşündüğünü her halinden anlamalı. Yoksa onu küçük düşürmek, onun ayıplarını yüzüne vurmak için değil. Bil ki, Allah azze ve celle bizimde birçok ayıbımız olmasına rağmen onları örtüyor, açığa çıkarmıyor. Kendimize yapılmasını istemediğimiz birşeyi başkasına da yapmamalıyız. Nitekim Peygamberimiz sav şöyle buyurmuştur;
“Sizden biriniz kendisi için sevip arzu ettiği şeyi, din kardeşi içinde sevip arzu etmedikçe, gerçek manada iman etmiş olmaz.”

Ancak şeytan özelde kardeşinle senin aranı, genelde de cemaatin düzenini bozmak ister ve aranızdaki muhabbeti kıskanır. Ve sizi kardeşlerinizin aleyhine kışkırtır. Bu oyuna gelmeyelim.
Hayat kitabımız Kur’an-ı kerimde Allah azze ve celle şöyle buyurmaktadır:
“Kullarıma de ki, sözün en güzel olanını söylesinler. Çünkü şeytan onların aralarını bozmak ister. Zira şeytan insanın apaçık bir düşmanıdır.”

Yusuf as kardeşleri ile arasının bozulmasını şeytana bağlamıştı. Mısır’da Tahta oturduğunda kullandığı şu ifade dikkat çekicidir;
“Şeytan benimle kardeşlerimin arasını bozduğu zaman…”

Sert ve katı tavırlardan sakınalım

Üçüncüsü, ona karşı sert ve katı bir tavır takınmamalısın. Özellikle bir meselede kendisine nasihat ederken üslubun gayet yumuşak olmalıdır. Allah azze ve celle yumuşak davranmanın birlik ve beraberliğe, tam aksine sert ve katı davranışların ise ayrılığa sebebiyet vereceğini vurgulamıştır.

“Allah’ın rahmeti sayesinde sen onlara yumuşak davrandın. Sert ve katı kalpli bir kimse olsaydın, şüphesiz etrafından dağılıp giderlerdi…”

Bir gün adamın birisi Harun Reşid’e gelir, “Sert bir hitap ile ‘Sana nasihat etmek ve bazı sözler söylemek için geldim’ der. Harun Reşid de bu sert tutumu karşısında o adama şöyle der: ‘Hayır, şüphesiz yüce Allah senden daha hayırlısını, benden daha şerlisine göndermiştir. Ve ona yumuşak söz söylemesini emretmiştir. Yüce Allah, Musa’yı firavuna göndermiştir. Hz. Musa senden daha hayırlı, firavun da benden daha şerlidir. Ayeti kerimede yüce Allah şöyle buyurmaktadır; “Firavuna gidin çünkü o azmıştır. Ona yumuşak söz söyleyin, belki öğüt alır yahut korkar.” Ayetini okur ve kendisine sert bir üslupla yaklaşan kişiye ibretlik bir ders verir.

Kardeşlerimizden Nasihat İstemek

Bu konuya girmeden önce değerli mü’min ve mü’mine kardeşlerime bir hatırlatmada bulunmak istiyorum. Kuranı Kerim’deki örnek tablolardan bir tanesi de lokman as oğluna yaptığı nasihatleridir.  Her ebeveyn çocuklarına en güzel örneklik içerisinde nasihat etmeyi ihmal etmemelidir. Bir babanın yada annenin çocuklarına verebileceği en güzel ikram budur. Bu hatırlamadan sonra;
Bizler Fitne ve fesadın her yeri sardığı, toplumun büyük bir ifsada uğradığı bu dönemde, ekmeğe-suya ihtiyaç duyduğumuzdan daha çok nasihate muhtacız. Alimlerin ve amellerin azaldığı bu zaman diliminde kalplerimizin yeniden ihyası ve dirilişi için birbirimize nasihat etmeliyiz. Gerçek şu ki Müslüman’ın Müslüman üzerindeki haklarından bir tanesi de kardeşi kendisinden nasihat istediğinde ona nasihat etmesidir. Bu durumu Peygamberimiz sav şu şekilde ortaya koymuştur:
Müslüman’ın Müslüman üzerindeki hakkı altıdır: Karşılaştığın zaman selam ver, seni davet ederse davetine icabet et, senden nasihat isterse nasihat et, aksırdığında Elhamdulillah derse yerhamukellah de,hastalandığında onu ziyaret et,öldüğü zaman cenazesinin ardından git.” Ziyaretine gittiğimiz alimlerimizden, tecrübe sahibi abilerimizden ve genel manada kendilerini Allah’a adamış bütün ihlaslı kardeşlerimizden nasihat istemeliyiz. Bizden yaşça büyük olan ihtiyarlardan nasihat almalı ve bir gün gençliğimizin bizden gideceğini bilmeliyiz. Hiçbir ilme sahip değillerse bile yaşadıkları hayat tecrübelerinden istifade etmek çok mühimdir.  Kendileri ile yeni tanıştığımız kardeşlerimizden de nasihat almalıyız. Farklı bir ırktan, farklı bir diyardan, farklı bir dilden olmalarına rağmen, kalbinde ümmet ruhu ve cemaat bilinci olan kardeşlerimizi gördüğümüzde onlardan nasihat almalıyız.

Bir ayet de olsa, bir hadiste olsa bir alimin beyanatı da olsa bize ikramda bulunmalarını, kardeşlerimizden, abilerimizden istemeliyiz. Hatta kendimize ait bir ajanda tutup, bize özel nasihatleri kaydedip sürekli hatırımızda tutabiliriz. Rivayet edildiğine göre sahabenin fakihlerinden Abdullah ibn Abbas , Hz. Ömer’in hutbe okuyacağını duyduğu zaman, eğer Mekke’de ise 440 km’lik yolu kateder ve bir gün öncesinden gelir minberin önüne oturur ve yerini alırdı. Ancak bu iştiyakla hareket eden bir kimse nasihatin feyzinden istifade edebilir. Ve yine birçok alim Allah Resulünden (sav) rivayet edilmiş bir hadisi öğrenebilmek için aylarca seyahat ederdi. Sadece bir tek söz için servetlerini harcarlardı. Bugün bizi aylarca sürecek bir yolculuğa çıkaracak hadisenin ehemmiyeti nasıldır acaba ? Hepimiz nasihate muhtacız. Alimimiz, hocamız, abimiz, talebemiz, eşimiz, dostumuz yakın arkadaşlarımız hangi makam ve mevkide olursak olalım nasihate açık olmak zorundayız.

“Onlar ki, sözü dinler ve onun en güzeline uyarlar. İşte onlar, Allah’ın kendilerini doğru yola ilettiği kimselerdir ve onlar gerçek akıl sahipleridir.”

Davamızın başı da sonu da alemlerin Rabbi olan Allah’a hamd etmektir.

Esselamu aleykum ve rahmetullah

 

Şahid Ümmet Dergisi – Yıl:1 – Sayı:1 – Aralık 2014

About the author

avatar

sahidummet

Leave a Comment